18 Aralık 2015 Cuma

hand made tracks

11 Temmuz 2015 Cumartesi

Enstantinitantan


    Kıble vision

    Fisheye 

   Shakespeare (makro lens)

    Hamlet (macro)

   çıkmak kolay değil bazı karanlıktan

   Yüzde yüz kedi
 
    Ne anlarsan.
    
    Light refraction

30 Mayıs 2014 Cuma

orkestra

soma yardım konserimizden bi iki bişey paylaşmak istedim. mimar sinan üniversitesi güzel sanatlarda güzel bi akşam geçirdik umarım dinleyenler de zevk almışlardır. konser kayıtları elimde yok malesef gece ışıksız bir vaziyette performans sunduğumuz için. dinlemek isteyenlere bende bi iki prova kaydı göndermek istedim ..bu geceye katkı sağlayan tüm arkadaşlarıma konuklara ve hocama teşekkürler..















3 Ocak 2014 Cuma

Karanlığımızın da filtreleri olsaydı bu şekil idi.

Dünyayı güzel kılan hikmetler sahibi yaratıcımızdır. Fakat bu devirde güzelleştirmek filtrelerden geçirilerek  kul yapısıyla gerçeği hakikatten uzaklaştırarak bizi sahici güzelliklere bakmaktan onları incelemek şükretmekten tefekkürden alıkoymaya başlamıştır.

Toplumdaki güzelliklere bakmak varken , önündeki kuşun kanat çırpıp uçabilme mucizesine değil, o anı bilmem kaç filtreden geçirerek nerdeyse sahiciye yaklaştırdığına şaşırıp fotoğraflayanı takdir edişlerimizle kafamızı o çerçevenin içinde gömerek yaradanı fikriyattan uzaklaştırmaktadır. 

 O şimdilerde herşeyi güzel gösteren manzaralara bakamıyor olabilirdik. O zaman hiçbir filtre bizim onunla başbaşa olduğumuz gerçeğini beynimizde de belki zaman zaman sahtelik yanılgılığımızla filtreleyip unutturamazdı. Çünkü karanlık hissi yalnızlık hissi değildir. Karanlık hissi bilakis onla olduğunun farkında daha çok yaşamaya sebebiyet verecekti. Çünkü hepimiz Allah'a teslim olmuş olsakta gören gözle muhtacıyet hssiyatını en az hatırlayanlarız. Habuki insan yaradanına eli,kolu tutsada gözü görse de, kulağı işitse de her zaman muhtaçtır fakat gördüğü renkler içinde oyalanıp, kaybolup, bu gerçeği unutmak gafletiyle yaşamaktadır. Siyahları severim, muhasebe, fikriyat rengidir siyah. Bir sorgu odası, bir muhasebe mekanıdır siyah. Huzur beyazdaysa, tasavvuf, nur beyazla anılıyorsa bu zamana kadar resmedılmış tablolarda kötülenende siyahtır. Ama nevrotik, sapkın, kasvet sıyahta degıl aslında sıyah hakka yürüyeceğin yerdir kaybolduğunu hissettiğinde kimden yardım isteyeceğini bilmektir çünkü doğru yolu bulmak siyahla başlar aslında.bir derde düştüğünde kederin değil sonsuz sabrın rengi olacaktır. Ve herseyınle senı anlatır özünde her rengin toplamıyla yaşayan bir renksindir sen de bu siyah gibi. 

Peki ya dedim görmeseydim hergün filtrelenmiş onca gerçeğinden uzaklaştırılmış yalan kareli dünyayı. Acaba instagram filtreleri güzelleştirir derler miydi siyahlarımı, oturdum filtreledim bu tabloya hakiki güzellikleri ara ara unutmamak için bakacağım. Çünkü hakiki bir siyahı ne olursa olsun hiçbir renk değiştiremez siyah siyahtır..yani kısaca kim olursan ol, öz rengini bildikten sonra seni hiçbir renk değiştiremez hiç kimse değiştiremez. Rabbinse senin tüm renklerine hakim olandır seni siyahta eden beyaz da eden rengarenkte eden odur. Aydınlıklarla beyazlarla ak apak ona yürümek yalnız onun istemiyle olur karanlıklarda onunla buluşmak yine sadece onun istemiyle olur..Güzellik ona güzel yönelişle olur. Güzellik ancak ondan olur. Şükür olsun gözümüze, dünyamıza, kalbimize, ruhumuza verdiğin bizi kuşattığın tüm renklere. Bugün de rengin nimetini anmış olayım. halbuki bizim nimet diye andığımız anca mide sofrasından kalkışta akla gelen bir dar basireti bağlanmış bakış açısıydı sen bizi affet.basireti bağlanmış fikriyatımızı çöz akla getir düşündürt hergün başka akla gelmeyen bir nimetine şükür edip anmayı nasib et..(Amin!)



11 Aralık 2013 Çarşamba

yollar benim umudumdur yolları kapatmayın...


15 Eylül 2013 Pazar

nokta biter, söz düşer

belkide zaman öldürdü yazımı
o, değil
biliyordum ki artık ölmüştü harf
çürümüştü nokta
küflenmişti gözyaşının aktığı yanaklar
çünkü silinmez ki sağda solda
kururken yanaklarında son hatırası olsun istersin
oysa hatıralar zaten çok kalabalıktı
mesela o dururken sadece orda
parmakları ne de işlevsizmiş, unutamazsın
bir göz yaşını silemediyse eğer
parmakları körmüş, özürlüymüş, engelliymiş
başka ne işlere yaradığı hiç umrumda olmadı
dokunmadı,o artık dokunarakta okuyamazdı
oysa izler vardı kalbimde
hem akıttı, müsrifti
hem silmedi, pişkindi
en acıya boğulmuşu göz yaşımın
en duramayanı yerinde , hiperaktif o gözyaşı
aktıı akttııı
söz de bir gözyaşıydı
o da aktıı akttııı
tuzluydu yine yaktı gözlerimi kelimeler
yine bir yol var yanaktan aşşağısı
gırtlağa kadar mı ?
battık diye mi  ?
yoksa nefes alamayan sadrını mı suluyordu
ıslatıyordu ama kendine gelmiyordu

bunca zaman silmedi harflerimi yanaklarımdan
silemez kimsenin derdini harflerinden
ve silinmeyecek dertleri yazacak kendi yanaklarına
alnında yer tükenmişti çünkü
yer kalmamıştı yaptıklarından karalıklara
sıçrayacaktı yanaklarına
gülücükleri bitmişti
yalandı
çünkü gülerken bile ağlayamadı

harf nereye gitti  kelimeler bekliyor oysa
bitmeden yazılar harflerin gitmesi
kaybetmesi noktaları
öldürmesi sonları
sonu olmayan bir son
noktasızca ölümden sonrasına uzanan
bitmedi
adaletsizlikSEN!
terazi vermeye geldiğimde
'tartiyim mi abi' diyeceğim ?

HHarafta kaldım harfsizce
belkide nokta bitti
satın alacağım noktacı nerede ?
kaça kilosu?
ya da tane tane mi ?
yoksa kamyonla getirip kapıma mı dökecek noktaları ?
gel anlaşalım, sen bana nokta ver, ben sana
(  [
henüz hala bitmemiş açık parantezler vereyim
içini sen doldur, sen kapat ve git
çok seversin önce kalkmayı, önce gittim sanmayı
halbuki geleceğin ve varacağın yeri henüz bilmiyordun
birgün terkettiğin geçmişe gelmek zorunda kalacaktın
inanmazsan, git mizanına sor

28 Mayıs 2013 Salı

KÖRLER KÜTÜPHANESİ SUNUMUM

KÜRESEL ISINMA TEHDİTİ SUNUMUM

25 Mayıs 2013 Cumartesi

YALNIZI ANLAMA KILAVUZU


yalnız insan; sempatik değildir ama empatiktir.
işte bu yüzden seni anlarken kendini unutabilir
kendini unuturken seni yalnız bırakır ki; o da yine neticede yalnız kalmalıdır gayblarında.
yani ne yapsa kaderidir yalnızlık; yalnızın yalnızca.

yalnız insan; rollerini bitirmişti.
çünkü izleyicilerin faktörsüz aktörlüğünü görmüş, neticede de kendine oynamaya mecbur kaldığını anlamıştı.

yalnız insan; kendi başına pastanın hepsini yiyebiliyordu.
acımayın yani; o, çok doyuyordu.
mumunu da kendi üflüyordu ama en azından yanan tüm ateşleri kendi kendine söndürebiliyordu.
acımayın yani; o güçlükle edindiği eşsiz gücüyle mutlu oluyordu.
her üfleyişine içinde de bir ateş yakabiliyordu.
acımayın yani; sihirbaz gibi beceriklice yaşıyordu.
şarkıları kendi başına söylerken assolisti oluyordu.
acımayın yani; sandığınızdan fazla neşeleniyordu.
alkışlarken kendini bir izleyici iken yeterince fazla şey görüyordu,
acımayın yani; ağzını geçmiş kalbi çok gülüyordu .
selamını verirken de bir tiyatrocu . 
eğilse de karşında seni yine de yeterince görebiliyordu.
acımayın yani; kör olmuyordu.

yalnız insan; materyalist değildi 
yalnız sandığınız bencillikse ; doyacak kadar almıştı zaten o, artık kendine.
bıkmıştı zaten sahiplikten, aidiyeti merak ediyordu asıl.
paylaşmayı öğrenmişten daha hazırdı paylaşıma yani, paylaşım cahilliğinde idi çünkü.

yalnız insan; maneviyata da doymuştu çünkü yalnızlığında sığınacak kapıyı bulmuştu, hakikatini çok aramaktan. 
senin şimdiki yanlışını çoktan sollayıp hem yanlışını hem doğrusunu bulmuştu.
hep yanlış yolda değildi yani yalnızlar.
sapa sapa ama her çukura gire çıka hep giden bi yoldaydılar.
yalnız insan; yolun sonunda bekliyordu seni.
onu bulabilmek senin işindi.

yalnız insan; çok okumuştu dinlemek için herkesi
yalnız insan; çok yazmıştı konuşmak için birine
yalnız insan; çok susmuştu konuşasınız diye 
yalnız insan; aklını çok konuşturmuştu 
bir gün yine sizinle en iyi haliyle konuşacaksa konuşabilirdi diye..

telefonu meşguldür hakiki yalnızların.
yalnız insan; çok insan tanır.
yalnız insan ; en sevgi dolu insandır, öyle doldurur ki içine kimseye verememekten, 
orda kalır, yetişir kendi sevgisinin içinde...

yanlış anladınız hep siz yalnızı 
hatta bazen öyle yanlıştınız ki yaNLız bile anladınız ya şu yaLNızı..

ya siz karar verdiniz mi  ?
sağınızla solunuzla yalnız mısınız yoksa baştan aşşağı yanlış mısınız ?



5 Ekim 2012 Cuma

KADIN EYLEMİ deyince nedense sadece güzel kadınlar çıkıyormuş google'da bile.



İnsan körse rahattır. Çünkü önündeki tehlikelere algısı kapalıdır.
Birkaç rahatsız çıkmazsa hayatımızda kurallar değişmez.
Rahatsızlardan rahatsız oldukça biz, kendimizi çok rahatız sanırız.
Ama hep aynı kurallarla yaşamaya alışırız ya , ondan yeni bi kural gelince hayatımıza ne memnuniyetsiziz, muhalefetizdir de aslında. Çünkü bizimde yeniye alışmamız gerekecektir. Alışmaksa zaman, süreç ve çaba gerektirir. Yani hiç yoktan yeni mecburi bir zorlanmada bulunmamız gerekir.
Hep aynı kurallarla yaşarsa da insanoğlu yanlış kuralı doğruyla değiştiremez. Haliyle de toplumlar uygarlaşıp gelişemez.

2 çocuk tipi vardır :
1.tip çocuk: Onunla oyun oynandığı zaman, o çocuk onun oyun olduğunu bile fark etmez. Sadece oyuna kapılır ve oynar.
2.tip çocuk: Oyunun en başından beri sadece bir oyunun içinde var olduğunun farkındadır.'Bu sadece senin bana oynattığın saçma bir oyun işte.' demek için oyunun ya da oynatanın gerçekçi bir açığını kollamaktadır.

Gerçeği bulmaya çalışanlar (ki ben öyleyim demiyorum öyle olsak keşke her alanda diyorum ), alt edilecek noktayı arayanlar, kazanılacak noktayı fark edenler, oyunu bitirmek isteyenler, yöntemleri değiştiren kimseler; topluma uymuş kişilerin aynı davranışlarından ötürü aykırı görülmemek için bazen törpülenirler bazen de asimile edilirler.
ve oyun bitirilemez.
Hepimiz meyvalaşırız. Belki sebzeleşiriz, hıyarlaşırız.
Belki yarında eşyalaşırız hatta bir gün artık mallaşırız bile.
Kimin malı olduk anlamayız.
Meyva lisanıyla konuşup, anlaşırız. Anlarsak birbirimizi.
Bir muzun diğer muzu, muz kabuğundan öte göremediği bir dünyada anlaşmak daha da imkansızlaşmaz mı ?
Meyvaca  konuşurken meyvanın yapılan zamlarını ise anlamayız.Çünkü artık önemsediğimiz şey; sadece bizimde herkes gibi bir meyva olmayı isteme halimizdir. Kaça ve kime satıldığımız ve tabi kaç kilo ettiğimiz önemli değildir.

meme kanserine karşı yapıldığı iddia edilen bu oyunun msjını gördüyseniz tam bir algoritma adımlarıyla programlama komutlarıyla sesleniyor bize;

evliysen ; muz
bekarsan; mavi kantoron
sevgili arıyorsan ; ... yaz vb.

Biz bilişimciler buna 'if' döngüsü deriz.'-Se ve -sa'lar, yani şartlar değişir. Ama bir gün vasfımız koyunlaşırsa mesela sıfatsız kalırsak ne yazmamız gerekir boşluğumuza? İşte o zaman yeni şartlarımızı ve komutlarımızı bekliycez başkalarından. Çünkü kendi yönümüz, adımımız ve hareketimizi saptamayı beceremeyecek kadar yeterince aptallaştırılmış olucaz.

Dünyanın kusursuz 'if' döngüsünde bizde döndürüldüğümüz yere kadar dönüyoruz , dönücez diye rahat ve teslimiyetçi olmak güzel. Kainat, evren ve kader programını yazan kusursuz diye rahat olmalıyız çünkü elbette.
Ama bunun içinde başkalarının (ki hatalı bir insanın) hatalı fikirsel programlarında sürüklenip çalıştırılmak yerine, o programın hatasını bulmaya çalışmaya ve 'programı kapat' ve 'oyundan çık' , 'yeni bir yöntem başlat!' komutlarını yazmayı seçmeyelim mi? Hatalılar, hatalılara neden güvenip teslim olmalı ?
Tamam çok gaza gelmiyim, ne de olsa hala çok tembeliz, yine tembel de olacağız, üretemeyiz hemen birşeyler ya da zaman alır belki ama fikirsel olarak itirazı en azından başlatmak kolay değil mi bazen ? Beyinde birşeyi amaç edinmek kaç saniye sürer? Zor mu? Çok mu ? Yoksa o itirazımızın sonrasında faaliyete de geçmemiz gerektiğini söyleyen o tembelliği yenemeyeceğini düşündüğümüz iç sesimizden de mi korkuyoruz?

Önemsiz görünen birşey 5 kişiden en az 2 kişinin sayfasına sıçramışsa büyük bir kitle oluşturulmuştur. Fikir faaliyete geçirilip hayatlara adapte edilmiştir.
Bu tür yöntemler önce her zaman eğlencedir, bilinçsizcedir önce hep öylesinedir.
Keyif veren sigara gibi önce deneyimseldir.
Nasıl bir alkış alacağını ölçücüdür, egosaldır.
Bazen sadece taklittir. İşte o taklit başladıysa sürüye kapılmışız demektir.
Ama tepki çekmek istemeyicidir. Çünkü tepki geleceğini bile saptayamayıcı bırakmıştır. Çünkü kendisi tepki vermiyordur, vermemiştir. Zaten tepki vermeyi akıla getiremeyeceğin kadar sevimli detaylar, objeler seçilip kullanılmıştır önünde. Ama uygulamasını da mımızlanmadan, sızlanmadan faaliyete geçirecek kadar çok kolay seçmelidir ki herkes yapmaya üşenmesindir. Kolayca kısa sürede yol almış olsundur. Sonra bağışıklık kazandırılmış farkındalıksız istemcikler oluverme aşamasına geçiştir.
Bugün meyvasına 'muz' yazdıysa yarın 'mavi kantoron'u da belirtmek isteyecektir ilişkisi bitince illaki. Ve artık bi parçamız oldurulan sıradanlıklara dönüşür herşey. Olmazsa olmazlar, olmuşlarımız ve hep olacaklarımız olur.

Bu benim pek paranoyaksal bir düşüncem değildir.
Bugün meyvalar yazılır yarın meyvalar unutulur. Önemli olan değişen meyva adı değil sistemin nasıl bir alıştırma yolunda gittiğidir. Ya da bir sistemde nasıl götürüldüğümüz. Sistem şekili unutulmaz , oynanan oyuncular unutulur.

Sistem nasıl yürütülüyor ?

Geçen sene bu eylem renk isimleri ile yapılmış.
(Evet bunu haberlerde yankı bile bulduğu için yeniden açıklamakta beis görmüyorum.)
Bayanlar geçen sene duvarlarına sütyen renklerini yazmışlar. Erkeklerde bayanlar neden duvarlarına renk yazıp duruyorlar diye meraklanıp durmuşlar. Ve neticede bu bir eylem şekli olmuş. Habere çıkan her eylemi başarılı sandığımız için başarılı ve çok dahice kabul etmişiz bu eylemimizi, fikrimizi, katkımızı ki bugün 2.si tekrar ediliyor.

Doğru eylem yöntemleri nedir ?

Herkes hatırlar;
'Bir yardım söz konusu ise depremzedeler için bizde şarkı söyler eğlendiririz, yeter ki para toplayalım.' diyen şarkıcılar vardı. Bunlara katılıyorum iyi niyetle şarkı söylenebilir. Alın teri dökülüp kazanılıp aktarılabilir (tabi şarkıcının yardımı açısından.)
Ama dinleyici isen, sizinde bu konsere gerçekten eğlenmek amaçlı değil yardım amaçlı gitme amacınızla yardımınız yardım olur. İlk amaç; eğlenmek, yardımınsa orada rastgele piyangodan çıkmış bir 2.durum olmuş olması ise yardım amacını zihininde de 2.plana atmış olur. Ancak konser sonu eğlenmemiz bittiğinde yardım etmiş olmamızın asıl amacımız olduğunun idrakına bizi iten yalan psikolojimiz ve kolay yoldan iyi bir insan olduğumuza tatmin olmamız durumu ;  nasıl yardım yapılır bilincini kaybetmemize, hakikatte yardım edip etmemiş olup olmadığımızı bile şahsen bizim bile anlayamamıza yol açar. Ama ' ben yardım konserine gittim, yardımımı yaptım.' demeye çekinmeden yüzsüzlükle başlarsın. Bundan sonra sadece eğlendiğin koşullarda yardım yöntemleri ararsın. Zor durumda ve zor koşullarda nasıl koşulur yardıma aslında anlamazsın, duymazsın, görmezsin, bilemezsin, katlanamazsın kısaca oradan kaçarsın.

Eğer önemli olan sadece yöntem değil sonuçlarsa;

O zaman bi yandan uyuşturucu satışından kazandığımız parayla (oynadığımız sağlıklar diğer bir yana) yardım dernekleri mi kurmalıyız ? Yardım da kazanç biçimi önemlidir. Yöntemlerin doğru ve eğri görünen yolu her zaman tartışılmaya,itirazlara açık olmalıdır. Çünkü insanı insan yapan yegane duygular; merhamet, his ve duyarlılık. Bu üçünü yok ettiğinizde 'alın, bugünde bunu kopyalayın,yapıştırın. Bakın neler olacak' zihniyetini sorgulamadan uygulayan ve sonunda 'neler olmadığını görmeyen ve neden olamadığını göremeyen' robot arkadaşlarım oluşur. Her gün postama bu tür şeyler illaki geliyor. Bir duruma önemsiz demek bizim algımızdadır. Fırtına çatımızı düşürmedikçe bizim için uzaktaki önemsiz bir fırtınadır. Yaygınlaşan şeyler, durumların önemsiz olmadığını basbas bağırarak yaklaşır. Fırtınanın gelen tehlikeyi haber verdiği gibi. İstersen sen çamaşırlarını toplamazsın balkondan , sese itibar etmezsin. İstersen önce davranır birşeyler kurtarırsın.
Artık aynı özelliği gösterenlerin durumları bi deney labratuarı oluşturmayı bile geçmiştir, çöpteki şırınga yığınları olmuştur. Her gün bi doz bi doz dozlara alışmışızdır.

Ve eylemde doğru bir yankı ve eylem yöntemi meselesine gelince;

Birşeyin ses getirmesini istiyorsak Ajdar gibi şarkılar yazabiliriz. Üstelik pekte kalıcı olabildi. Gelir geçer değil hafızalarımızda. Ya da FEMEN grubu gibi soyunarak kadın haklarını savunabiliriz. Yankı buldu. Ama noldu ? kadın haklarını edindik mi , ciddi ciddi Ajdar albümleri alıp dinliyor muyuz, konserlerini kollayan çikita muzcular var mı aramızda ?

Biz sütyen renginin gizemiyle, çıplaklık eylemleri ile kadının zekasını ispat yöntemine gidemedik.Biz renklerden renk bulamadık, sunamadık..Biz meyvalardan vitamin alamadık. Biraz maymun edildik; menüsüne bugün muz çıkan , ertesi gün ayı olduk; kış uykusuna yatmış, armutunu bile seçemeyen.
Biz bu kadarız dedik biz vücutuz. Biz böyle görülüyoruz diye mi bu yöntemlerleyiz yoksa biz de kendimizi sadece böyle gördüğümüz için mi bizi böyle görmüş oluyorlar eylem yöntemlerimizde (bizim sayemizde.)

sözün özeti:

Kan kırmızı yapılmak istenen bir dünya var
Benimse gözlerimde örtülü siyahlar
Hakikatse yeşillerini kaybetmiş,
kahverengiymiş,griymiş
mavileri de azaltılmış bir dünya.
Peki bizim hakikatimiz ne renk, biz ne renk göreceğiz bu dünyayı?
Bana mor gibi geldi
Pembeleri ise sandığımızdan daha çok bozdurulmuş.
Ve bence de kalan beyazlarımıza biz çok farklı renklerde yeniden bir dünya çizdirmeliyiz.
.





Blog List

Denemelere kısa yol

Foto imzalarım

kontrol amiri

tura

logos