5 Ekim 2012 Cuma

KADIN EYLEMİ deyince nedense sadece güzel kadınlar çıkıyormuş google'da bile.



İnsan körse rahattır. Çünkü önündeki tehlikelere algısı kapalıdır.
Birkaç rahatsız çıkmazsa hayatımızda kurallar değişmez.
Rahatsızlardan rahatsız oldukça biz, kendimizi çok rahatız sanırız.
Ama hep aynı kurallarla yaşamaya alışırız ya , ondan yeni bi kural gelince hayatımıza ne memnuniyetsiziz, muhalefetizdir de aslında. Çünkü bizimde yeniye alışmamız gerekecektir. Alışmaksa zaman, süreç ve çaba gerektirir. Yani hiç yoktan yeni mecburi bir zorlanmada bulunmamız gerekir.
Hep aynı kurallarla yaşarsa da insanoğlu yanlış kuralı doğruyla değiştiremez. Haliyle de toplumlar uygarlaşıp gelişemez.

2 çocuk tipi vardır :
1.tip çocuk: Onunla oyun oynandığı zaman, o çocuk onun oyun olduğunu bile fark etmez. Sadece oyuna kapılır ve oynar.
2.tip çocuk: Oyunun en başından beri sadece bir oyunun içinde var olduğunun farkındadır.'Bu sadece senin bana oynattığın saçma bir oyun işte.' demek için oyunun ya da oynatanın gerçekçi bir açığını kollamaktadır.

Gerçeği bulmaya çalışanlar (ki ben öyleyim demiyorum öyle olsak keşke her alanda diyorum ), alt edilecek noktayı arayanlar, kazanılacak noktayı fark edenler, oyunu bitirmek isteyenler, yöntemleri değiştiren kimseler; topluma uymuş kişilerin aynı davranışlarından ötürü aykırı görülmemek için bazen törpülenirler bazen de asimile edilirler.
ve oyun bitirilemez.
Hepimiz meyvalaşırız. Belki sebzeleşiriz, hıyarlaşırız.
Belki yarında eşyalaşırız hatta bir gün artık mallaşırız bile.
Kimin malı olduk anlamayız.
Meyva lisanıyla konuşup, anlaşırız. Anlarsak birbirimizi.
Bir muzun diğer muzu, muz kabuğundan öte göremediği bir dünyada anlaşmak daha da imkansızlaşmaz mı ?
Meyvaca  konuşurken meyvanın yapılan zamlarını ise anlamayız.Çünkü artık önemsediğimiz şey; sadece bizimde herkes gibi bir meyva olmayı isteme halimizdir. Kaça ve kime satıldığımız ve tabi kaç kilo ettiğimiz önemli değildir.

meme kanserine karşı yapıldığı iddia edilen bu oyunun msjını gördüyseniz tam bir algoritma adımlarıyla programlama komutlarıyla sesleniyor bize;

evliysen ; muz
bekarsan; mavi kantoron
sevgili arıyorsan ; ... yaz vb.

Biz bilişimciler buna 'if' döngüsü deriz.'-Se ve -sa'lar, yani şartlar değişir. Ama bir gün vasfımız koyunlaşırsa mesela sıfatsız kalırsak ne yazmamız gerekir boşluğumuza? İşte o zaman yeni şartlarımızı ve komutlarımızı bekliycez başkalarından. Çünkü kendi yönümüz, adımımız ve hareketimizi saptamayı beceremeyecek kadar yeterince aptallaştırılmış olucaz.

Dünyanın kusursuz 'if' döngüsünde bizde döndürüldüğümüz yere kadar dönüyoruz , dönücez diye rahat ve teslimiyetçi olmak güzel. Kainat, evren ve kader programını yazan kusursuz diye rahat olmalıyız çünkü elbette.
Ama bunun içinde başkalarının (ki hatalı bir insanın) hatalı fikirsel programlarında sürüklenip çalıştırılmak yerine, o programın hatasını bulmaya çalışmaya ve 'programı kapat' ve 'oyundan çık' , 'yeni bir yöntem başlat!' komutlarını yazmayı seçmeyelim mi? Hatalılar, hatalılara neden güvenip teslim olmalı ?
Tamam çok gaza gelmiyim, ne de olsa hala çok tembeliz, yine tembel de olacağız, üretemeyiz hemen birşeyler ya da zaman alır belki ama fikirsel olarak itirazı en azından başlatmak kolay değil mi bazen ? Beyinde birşeyi amaç edinmek kaç saniye sürer? Zor mu? Çok mu ? Yoksa o itirazımızın sonrasında faaliyete de geçmemiz gerektiğini söyleyen o tembelliği yenemeyeceğini düşündüğümüz iç sesimizden de mi korkuyoruz?

Önemsiz görünen birşey 5 kişiden en az 2 kişinin sayfasına sıçramışsa büyük bir kitle oluşturulmuştur. Fikir faaliyete geçirilip hayatlara adapte edilmiştir.
Bu tür yöntemler önce her zaman eğlencedir, bilinçsizcedir önce hep öylesinedir.
Keyif veren sigara gibi önce deneyimseldir.
Nasıl bir alkış alacağını ölçücüdür, egosaldır.
Bazen sadece taklittir. İşte o taklit başladıysa sürüye kapılmışız demektir.
Ama tepki çekmek istemeyicidir. Çünkü tepki geleceğini bile saptayamayıcı bırakmıştır. Çünkü kendisi tepki vermiyordur, vermemiştir. Zaten tepki vermeyi akıla getiremeyeceğin kadar sevimli detaylar, objeler seçilip kullanılmıştır önünde. Ama uygulamasını da mımızlanmadan, sızlanmadan faaliyete geçirecek kadar çok kolay seçmelidir ki herkes yapmaya üşenmesindir. Kolayca kısa sürede yol almış olsundur. Sonra bağışıklık kazandırılmış farkındalıksız istemcikler oluverme aşamasına geçiştir.
Bugün meyvasına 'muz' yazdıysa yarın 'mavi kantoron'u da belirtmek isteyecektir ilişkisi bitince illaki. Ve artık bi parçamız oldurulan sıradanlıklara dönüşür herşey. Olmazsa olmazlar, olmuşlarımız ve hep olacaklarımız olur.

Bu benim pek paranoyaksal bir düşüncem değildir.
Bugün meyvalar yazılır yarın meyvalar unutulur. Önemli olan değişen meyva adı değil sistemin nasıl bir alıştırma yolunda gittiğidir. Ya da bir sistemde nasıl götürüldüğümüz. Sistem şekili unutulmaz , oynanan oyuncular unutulur.

Sistem nasıl yürütülüyor ?

Geçen sene bu eylem renk isimleri ile yapılmış.
(Evet bunu haberlerde yankı bile bulduğu için yeniden açıklamakta beis görmüyorum.)
Bayanlar geçen sene duvarlarına sütyen renklerini yazmışlar. Erkeklerde bayanlar neden duvarlarına renk yazıp duruyorlar diye meraklanıp durmuşlar. Ve neticede bu bir eylem şekli olmuş. Habere çıkan her eylemi başarılı sandığımız için başarılı ve çok dahice kabul etmişiz bu eylemimizi, fikrimizi, katkımızı ki bugün 2.si tekrar ediliyor.

Doğru eylem yöntemleri nedir ?

Herkes hatırlar;
'Bir yardım söz konusu ise depremzedeler için bizde şarkı söyler eğlendiririz, yeter ki para toplayalım.' diyen şarkıcılar vardı. Bunlara katılıyorum iyi niyetle şarkı söylenebilir. Alın teri dökülüp kazanılıp aktarılabilir (tabi şarkıcının yardımı açısından.)
Ama dinleyici isen, sizinde bu konsere gerçekten eğlenmek amaçlı değil yardım amaçlı gitme amacınızla yardımınız yardım olur. İlk amaç; eğlenmek, yardımınsa orada rastgele piyangodan çıkmış bir 2.durum olmuş olması ise yardım amacını zihininde de 2.plana atmış olur. Ancak konser sonu eğlenmemiz bittiğinde yardım etmiş olmamızın asıl amacımız olduğunun idrakına bizi iten yalan psikolojimiz ve kolay yoldan iyi bir insan olduğumuza tatmin olmamız durumu ;  nasıl yardım yapılır bilincini kaybetmemize, hakikatte yardım edip etmemiş olup olmadığımızı bile şahsen bizim bile anlayamamıza yol açar. Ama ' ben yardım konserine gittim, yardımımı yaptım.' demeye çekinmeden yüzsüzlükle başlarsın. Bundan sonra sadece eğlendiğin koşullarda yardım yöntemleri ararsın. Zor durumda ve zor koşullarda nasıl koşulur yardıma aslında anlamazsın, duymazsın, görmezsin, bilemezsin, katlanamazsın kısaca oradan kaçarsın.

Eğer önemli olan sadece yöntem değil sonuçlarsa;

O zaman bi yandan uyuşturucu satışından kazandığımız parayla (oynadığımız sağlıklar diğer bir yana) yardım dernekleri mi kurmalıyız ? Yardım da kazanç biçimi önemlidir. Yöntemlerin doğru ve eğri görünen yolu her zaman tartışılmaya,itirazlara açık olmalıdır. Çünkü insanı insan yapan yegane duygular; merhamet, his ve duyarlılık. Bu üçünü yok ettiğinizde 'alın, bugünde bunu kopyalayın,yapıştırın. Bakın neler olacak' zihniyetini sorgulamadan uygulayan ve sonunda 'neler olmadığını görmeyen ve neden olamadığını göremeyen' robot arkadaşlarım oluşur. Her gün postama bu tür şeyler illaki geliyor. Bir duruma önemsiz demek bizim algımızdadır. Fırtına çatımızı düşürmedikçe bizim için uzaktaki önemsiz bir fırtınadır. Yaygınlaşan şeyler, durumların önemsiz olmadığını basbas bağırarak yaklaşır. Fırtınanın gelen tehlikeyi haber verdiği gibi. İstersen sen çamaşırlarını toplamazsın balkondan , sese itibar etmezsin. İstersen önce davranır birşeyler kurtarırsın.
Artık aynı özelliği gösterenlerin durumları bi deney labratuarı oluşturmayı bile geçmiştir, çöpteki şırınga yığınları olmuştur. Her gün bi doz bi doz dozlara alışmışızdır.

Ve eylemde doğru bir yankı ve eylem yöntemi meselesine gelince;

Birşeyin ses getirmesini istiyorsak Ajdar gibi şarkılar yazabiliriz. Üstelik pekte kalıcı olabildi. Gelir geçer değil hafızalarımızda. Ya da FEMEN grubu gibi soyunarak kadın haklarını savunabiliriz. Yankı buldu. Ama noldu ? kadın haklarını edindik mi , ciddi ciddi Ajdar albümleri alıp dinliyor muyuz, konserlerini kollayan çikita muzcular var mı aramızda ?

Biz sütyen renginin gizemiyle, çıplaklık eylemleri ile kadının zekasını ispat yöntemine gidemedik.Biz renklerden renk bulamadık, sunamadık..Biz meyvalardan vitamin alamadık. Biraz maymun edildik; menüsüne bugün muz çıkan , ertesi gün ayı olduk; kış uykusuna yatmış, armutunu bile seçemeyen.
Biz bu kadarız dedik biz vücutuz. Biz böyle görülüyoruz diye mi bu yöntemlerleyiz yoksa biz de kendimizi sadece böyle gördüğümüz için mi bizi böyle görmüş oluyorlar eylem yöntemlerimizde (bizim sayemizde.)

sözün özeti:

Kan kırmızı yapılmak istenen bir dünya var
Benimse gözlerimde örtülü siyahlar
Hakikatse yeşillerini kaybetmiş,
kahverengiymiş,griymiş
mavileri de azaltılmış bir dünya.
Peki bizim hakikatimiz ne renk, biz ne renk göreceğiz bu dünyayı?
Bana mor gibi geldi
Pembeleri ise sandığımızdan daha çok bozdurulmuş.
Ve bence de kalan beyazlarımıza biz çok farklı renklerde yeniden bir dünya çizdirmeliyiz.
.





12 Eylül 2012 Çarşamba

içimdeki zaviye


4 dizelik murabbalarımı dize dize sayfalarıma
kaç nazım eder
nazıma katlanan içinde köşesinde
çokça mongol bi kaç mantalitemin
cenk ile mücadelesinde kaç boğum hikayesi var aslında.
sübyan gibi ezik cümlelerin kan akıtamadığı mürekkebi
cam içinde kalmış bi fanusta kendine kalınca
abkeşlerin tekkelere çektiği suyu gibi safca gelmiyor tekrar okunduğunda
abrizcilerin suyu döktüğünde abdesthaneye
onlar gibi sevap satır suyu akıtıyor değil her defasında
kimdir kethüdası kalemlerin, hoşça gelen sözlerin
esamesi okunmaz mir-i bendimin onları bulmadıkça
agah toplumlara düşemedim de
bir başıma segah çaldıkça ciğerimden akorsuz
üşütmedim değil mi ben anlamlarımı, hala mı üşütmedim ?





1 Ağustos 2012 Çarşamba

beş buçuk güzellemesi



Herkesin bir saati vardır.
Saat sabahın beş buçuğunu severim ben
Ay kaybolmamış, güneş çıkmamış.
Eskiler terketmemiş, yeniler gelmemiş yani.
Bi veda anı değil, kavuşma anı değil bu saat.
Bi mollalar ayakta bi de ben gibi
Ulvi, semavi, ruhani sanmak için kendini iyi saat.
Herkes uyurken çalışıyor hissedeceğin tek saat.

Beş buçuk bu altıyla beşe benzemez.
Altı şanstır.
Beş tek sayıdır.
Hem bi Cemal Süreyya mıyım ben 5 leri seveyim ?
Tek kalan sayıyı geride bırakmanın koca bi adımıdır buçuğu
3 buçuk gibi korkmaz, çünkü 5 buçuk cesur.
3 buçuk karanlıktır hem.
5 buçuk 6 gibi aydın da değil.
Körpe 5 buçuk
Aydınlanma yolunda,
Çırak yeni ümidiyle ustasını geçebilesi.

Acıkma saati değil beş buçuk.
Karın doyurma saati değil.
Mide saati değil yani.
Tokluk saati.
Yokluk saati.
Tokluk aslında yokluk demektir.
Varlıktan doysan da
Gözünde yok olandır artık tokluk.
Ama sessizliğin varlık saati.
Beş buçuk, beyinin saati.

Buçukluğunun çok acı uçuk işte.
Zaten uçuk kaçık bişe
Bu beşi bölsen de dilimlerine.
Beşten bi eş ediverir kendine böylece.
İcatçı beş buçuk işte.

Beş buçuk bu
1'e 2'ye benzemez öyle
Çünkü erken değil 5 buçuk
11'e 12'ye hiç benzemez
Çünkü henüz o kadar da geç değil 05.30

1) bi 5 buçukta ölmek isterdim
2) bi 5 buçukta gömülmek
3) bi 5 buçukta dönmek
4) bi 5 buçukta öpülmek
5) bi 5 buçukta özlenmek
0.5) bi 5 buçukta

unutmak..

(- ya senin saatin kaç ? (tilki) )






(resim : salvador dali)











12 Nisan 2012 Perşembe

siyaSETli kadın


Siyasete düşkün bayanlar biraz anormaldir
zeki olabilirler de anormaldirler işte

zaten siyasete düşkün insan da anormaldir de
zaten siyasete düşkün insan da zekidir de işte...
(kamer genç kadar gazlanmadıkları sürece)

biraz sıkıcılar çünkü mesafemiz gerekmektedir onlara hep
biraz sıkılırlar çünkü mesafeleri gerekmektedir onların da hep

bayan gariptir siyasetiyle
sanki duygusuzdur kürsü de
duygusuz da kadın, kadın olmaz hani ya,
meclis'te erkek kimliği giyilir.
bakışlar donuk, keskin tavırlı, yumruk masaya inecek kadar hazırdır, konuşman ağır ve tok.
ama kaybedilmeye yüz tutmuş o kadınii duygular için konuşmaktadır.
kadın hakları için, haklarının sonsuz önüne serildiği o imkanıyla konuşurken
ne kadar hissetmektedir haksızlıkları, yansımaz donukluğuna duyguları
ama insan fark etmek ister illa ki o kadında o gizli duyguyu
göz kapakları yavaş kapanır, yavaşça açılır ve beklentine aman vermez.

hak vermiyordur yeterince birilerine karşıdır da illaki bir diğer kesime
ama çoğu kürsüye çıktığı içindir çoğunca sadece.
ama normal hayatında karşı çıkar her ikinci fikre kürsüde de değildir artık halbuki
tahammülsüz olmuştur karşıt her görüşlere,görüşlülere
hak arıyor, istiyor diğer kesimden mümkünatınca ki
çoğu erkekten kadın hakları istiyor gibi olmak bile aslında utandırıyor meclisteki kadını..
kadın gariptir siyasette , kızgındır belki de bu yüzden

mecliste bir kısır ve altın günü yapamamaktan da
siyaset yapan kadın agresiftir
çünkü bir çalgı çengi yoktur
iki döktürecek kadın keyfine hitap eden bişey yoktur o mecliste.
siyaset yeri kadın ruhunda değildir,
rahatsız etmektedir biraz boynunu kadının siyah kravatımsı fuları.
çiçek renkleri yoktur dünyasında artık
ayşe adlı milletvekilinden resepsiyondaki dolma tarifini alamaz.
merak ettiği şeyler dolmalar değil atom bombalarıdır
o kadının merakına uymaz bu dünya mutfakları aslında.

siyaset yapan kadın zerafetini kaybedebilir
ama siyaset yapan her kadına zerafet dersi verilir hemen.
iç zerafet yok olur dışta ki kılıf kalır.
kadının içi geçer başka yöne, dışı kalır hep siyasette.
kadının içi ölür aslında ama dışı yaşar olur ebedi siyasetle.

siyaseti bıraksa bile yine dön derler
nereye gitse masa başında günün anlam ve önemi konuşmasını hep ondan bekleyecekler
sünnet töreni bile siyaset kadını katılımıyla bir müzakere toplantısı ciddiyetine bürünür.
anne olması mümkün değildir s. kadının.
anneane olması ise üvey gibi resmidir yine.
çünkü anneanesinin siyasi mizacı değil resmilik katan
torun Amerikada okur Türkiye ve anneane yüzü mü görmektedir ki
sülalevi mesafeleri aşsınlar aralarında.

agresif olan kadınlar siyaset yasalarına takılan sorunlardır da bazen
agresif siyasetçi kadın, agresif anarşist kadının da hakkı için uğraşır.
kadın hakkı deriz işte garibiz biz siyasette.
garibiz derken gurebayız değil acayipiz yani.
kıyabilir aslında kadın kendine ve herkese
ama kıymasınlar ister kendine artık kendilerinden de
kadın hakları gelsin sınırsızca özgürce kendisine ki, kıyabilsin birilerine oda günü gelince gönlünce..

çelişkidir kadın..
çelişkilidir kadının siyaseti.
çelişmekten gelmez aslında karşıdaki cinsiyete asıl siyasetin sırası
hakkı, hukuku, asıl kimliği geçemez tam olarak ki eline.
ve varlıklarını bulamaz kadınlar..
siyasete atılırlar haydi elde etmeye diye diye
.............................................................................................................................................................

ve insanların ömrü kurtuluş seneryolarına bağlıdır

bazısı kurtuluşu onlarda bulmaktadır (halk)
bazısı kurtuluşu başkanında bulmaktadır (üye)
bazısı kurtuluşu hükümetinde bulmaktadır (vekil)
bazısı kurtuluşu milletin gücünde bulmaktadır (seçim)

ama aslında

bazısı kurtulmuştur sadece kendisi olunca (mecliste)
zaten kurtulanlar da kurtulamayanları her zaman kurtaramazlardı.

(örk. yüzme bilen ama boğulacakları kurtarmaya çalışırken boğulabilecek yüzme bilenler, bazen boğulmakta olanlara yanaşmayabilirler çünkü kurtulmuşlar kendileri zaten)

ama bazısı kurtuluşu hala onlarda bulmaktadır (halk)
ama bazısı kurtulmayı onlarsız bulmaktadır (muhalefet)
ama zaten kurtulmamışlar da kurtulmayı bekleyenleri hiç kurtaramazlardı.

ve bence

kurtulmayı beklemekte olan kurtarılacaklar,
ancak kurtarıcısını içinde bulabilenlerse kurtulacaklar..




31 Mart 2012 Cumartesi

Argo mahallesine düştüm




     Çamaşırların evden karşıki eve asıldığı bi mahallede olsam, yan komşum Ermeni olsa, üstte Türkçesi bozuk tatlı yaşlı bi Rum kadın yaşasa, evin sahibi olsa. Ahşap ve kiremit, köhne mümkünse rutubet kokulu bi ev olsa. Mutfak tezgahımın alt tarafı dolap değil perdeden olsa. Tavaların yanında maşrafalar dizili yersizlikten mesela. Davul fırının yine arıza yapıp böreği yaktığı bi mutfak. Evimin tek odalı salonunda yatak yerine döşek ve divanlar, eskiciden kalma turuncu küçük televizyonum 2 darbemle uyanan, anteni hala bi yerlere sokuşturulmuş yamuk bi çatal olan odamda, sobaların küllerini çalı süpürgesiyle faraşa dolduran üstünkörü bi temizlik esnasında ben : 'yine odun bitmiş' desem 'bu kadar odun varken hemde hayatta, mucize bu olmalı' desem aslında.
     Kapı mandalını gıcırdatarak açsam .Beni merdiven boşluğunda görünce '3 aydır kiramı ödemiyorsun, seni kapı önüne koycam' diye rutin tehditini etse o. 'Rum karısı işte' desem içimden ötekileştirsem onu hemen ve dinlemesem yine çok konuşmasını. Çıksam bahçeye, sigaraya cigara desem içimden. Hatta 'bi cigara yakayım desem'. Cigarayı içen bi kadın olup o an onla nefes aldığımı sansam, harbi tiryakisi hemde, öksürük krizinde boğulanı, hırkasını omzuna almış vaziyette bahçedeki mışambadan çiçek desenli örtüsü olan masaya otururken elleri titreyerek cigarayı yakmaya bile bi iki uğraşsa daha 30unun yolundayken, sigara yakmakla bile imtihan olduğunu düşünse.
     Balkondan balkona atışan dalaşan çingene karılarını umursamasam da, yarı duvarından seyrettiğim mahallede niye hiç Türk karısı yok ve herkes bi garip bu mahallede, niye herkes garip ki peki bu mahalle ürünümde ? (herhalde bıkkınlığımmış ve kaçamayışımmış Türklerden ve normallerden) diye bilsemde bunu bile hiç düşünmesem o an, sokakta top oynayan  mahalleli ve sümüklü çocuklara bi anda kalkıp 'siktirin gidin lan, keserim o topu, kafama sıçtınız' diyen bi ağzı bozuk huysuz karı olsam, bayırdan koşa koşa kaçarak uzaklaşsalar sapanlarıyla atılan taşlarını bana isabet ettiremeyerek.
     Otursam yerime bi küçük sürahide yüzümü görsem yıllar sonra ilk defa o an. Terk edenlerin hediyelerini, yüzümdeki çizgileri sayasım gelse,sürahide mümkün olmadığını bile bile gözlerim yaşaracakken kendime üzülmeden kalksam 'herşeyin bi anlamı var' desem, 'huysuz olduğum için terk edildim oysa terk edildikçe huysuz oldum, herşeyin bi zinciri var' desem, o an felsefem rolüme fazla sert ve gerçekçi gelirdi diye anlam vermek istemesem belki kartonlar üstünde yaşayan bi ayyaş şarapçı halime de düşersem bu felsefeyi de ederim ileride der sonra çekip ayağıma mahalle terliğimi, pijamamın dizlerine kadar çekilmiş kırmızı yarım çoraplarımla baş parmağı yırtılmış kenarından fırlamış havalanan halimle, üstüne de pijamamın 5 karış yukarısında başlayan kahverengi basma eteğimin uyumsuzluğunu sevmiş olmanın umursamazlığıyla mahallenin en kılıbık erkeklerinin kahvesinin önünden geçerken 'ne bakıyon angut!' diye birine terbiye versem.
     Borçlu olsam bakkala. 'Borcunu öde, borcunu' diye eli havada çıkışarak dükkanından çıkan herife ayak ucundan başına doğru 'sen kimsin lan benle böyle konuşuyon' bakışı falan atsam sonra içine kaçsa tüm cümleleri 'Sonra verirsin abla be!' deyince Eyvallah'ı çeksem, 5 sakız kapsam, 1 plastik top ordan. deminki sümüklülere 'alın lan keratalar size çiklet ve piiilastik top, oynayın ben gelene kadar. ' desem. Kirden, pislikten, bakımsızlıktan, hovardalıktan sert - yumuşak olan saçlarını bi iki belki balici, tinerci öksüz çocuğun karıştırsam yine sert-yumuşak mizacımla. Yüzümde bi gülümseme arasalar. Fark ettiğimde ne aradıklarını, onlara vermeden (sevgiyi) kafamı çevirip devam etsem 'aramayın. Bende aradım,bulamadım. Bulunmuyor hiç o beklediğiniz sevgiler. Erken anlayın bunu bari siz.' desem içimden.
      Taşrada argom mahalleye birebir uysa yani deminki gibi sigaraya cigara; sakıza çiklet; plastike pilastik; hayata, zalim hayat; adamlara şerefsiz ve angut ya da pis herif; bana bakıp kapı önünde oturan mahallenin 2 güzel genç kızının çekirdek çitlerken ki dedikodularının malzemeleri olduğumu anladığımda da 'kaltaklar' kelimesini kullansam ya da 'afişteler' ya da ağzımda doldura doldura 'kahpeler'. En kıskandığım hayatta onlar diye, mahalle delikanlısı taksici Kamili bile ayartabiliyorlar her gece diye, doldursam ve boşaltsam ağzımı öylece işte.Ne kursam bu argo sözlükten seçsem http://www.argosozluk.org/

Çeksem gitsem o darlıkta, yoklukta, yoksunlukta, kimsesizlikte. Gece kondu mahallesinin en afilli boğaz köprüsü manzarası keyfini tirbününden sürmeye tepelerin. Gazete bulsam sersem tepedeki çimene oturupta seslensem sonra var gücümle içimden dışıma yine yansımayan koca bi isyanla. 'Ulan istanbul! ulann beni metrapolde her imkanla yaşayan kızın beyninden bu çöplük mahalledeki hayale atan sen! Seni birgün yenecem, bende bi otel, bi saray, bi köşk hayaline bi gün yerleşecem' desem ve.. Kendimi bu hayalimdeki halime düşüren şu yaşamındaki kendime bi sövsem ulaaan!




29 Mart 2012 Perşembe

Sanmalar sendelemez mi ?

Biten zamanı bitemez sanmalardayım
Yitenleri yitirmedik sanmalarda
Ancak o zaman yaşanıyor çünkü eskinin yeni kavgalarıyla da
Yüzlerin olmadığı, sözlerin ve seslerin kalmadığı
Belki de adınında adımında hiç anılmadığı
Bir yaşamın hakiki bir yaşam olmadığı bir yaşam biçimindeyim

28 Mart 2012 Çarşamba

PetROLüm


                             
                                eski yollar acıdan gelince dönüşü yok diye
                                yeniden şekillenelim diye kaldırım taşlarımı bile söktüm
                                şimdi yürüyemiyorum yollarımdan
                                içimde kumlar var batıyoruz ya da çok tozutuyoruz
                                asfaltımın default ayarları nereden
                                zift döküyorum, yine zift döküyorum
                                sadece zift döküyorum
                                katran olmuş içim
                                petrol kuyusu olmak üzereyim
                                demek ki bir gün bende değerleneceğim
                                uğruma savaşlar bile olacak
                               daha iyi yaşatacak dediklerinde
                               işte o zaman aslında ben bile öldüreceğim



             
 

7 Mart 2012 Çarşamba

Önemli değil

Sen yokken tek başıma kızıyorum domatesin zammına
Sen yokken tek başıma kızıyorum doğalgaz faturasına
Sen yokken tek başıma kızıyorum minibüsçünün kalibresiz kalkışına,
duruşuna, hızzına,manevrasına...
Sen yokken tek başıma kızıyorum sinema koltuğuma ayağını dayıyan hareketli heriflere
Sen yokken saç, kıl, tüğ çıkan yemek tabaklarına tek başıma kızıyorum
Sen yokken üzerime meyva suyu döken garsona içimce kızıyorum
Bazen de kızmam gerektiği kadar kızmıyorum
Önemli değil diyorum hep, hiçbişey artık önemli değil.
Sensiz bi dünyada kızamıyorum bile.
Sensiz dünyama kızgınım ama tek başına ona da artık eskisi gibi kızılmıyor ki be!
'Önemli değil.'

6 Mart 2012 Salı

Taşınıyoruz

Sana daire satın aldım içinde bana özgürce koşabileceğin
Boş odaları var, içini doldurması sana bana kalmış zevkimizce artık...
Eşyalı satıyorlardı, atın bunları dedim
Eskilerin anıları da başka eve taşındı ya
Burda kalmasın yaşamayan hiçbişey de artık.
Burada yine yepyeni bembeyaz duvarlar var,
Renkli yenilerle beraber somut resimler çizebileceğim
Kaderimin gölgesini kazıdım,
şimdi fırçalarımı getirin
Zaman çizme zamanı
Birini sevdim.

2 Mart 2012 Cuma

Sayıklama!

çok az kaldı, çok az kaldı,
az kaldı, az kaldı,
azaldı, azaldı,
kaldı, kaldı,
azal, azal,
aldı, aldı,
kal, kal,
az, az,
dı, dı,
çok, az, dı, kal...

Göz ardı

Ne görüyorsa gözlerin çok körsün bilmelisin.
şahit olmak yalandır bazen,çünkü gördükçe bulursun yalan,
Bilmediğinse çok daha gerçek kalır.
Aç demiyorum bu defa kapa gözünü, sende yalan bulma sonunda o dünyanı diye.
Git burdan görmediğim, yalan olma daha fazla karşımda.
Bilmediğim bi gerçek ol, göz kapaklarımın karanlıklıklarında.
Ama sadece bir rüya kadar gerçek...
Geçecek kadar sevecek..

8 Ocak 2012 Pazar

Herşey o kadar öğrenilmeye değmeyecek şey ki öğrendiklerimi niye öğrendiğimi, öğrenemediklerimi de bu kadar boşlarken nasıl hala öğrenemediğimi anlayamıyorum.

4 Ocak 2012 Çarşamba

Herşey o kadar yok ki artık hafızamda
Herşey o kadar kaçıyor ki gönlümde

Beyin risk yönetimi


Konuşmaya değil düşünmeye alıştım yalnız bir evin içinde olduğum için.

O yüzden durduramıyorum beynimi.

Ağzımsa konuşamıyor, konuşturamıyorum seslenmeleri unuttum,

toplumda yada burada size ve kimseye seslenemiyorum.

Kendimi kendimle yada başka birinle artık 5 saatten fazla oturmuş düşünemiyorum

Bakmayı iyi biliyorum ama anlamsız boş,

boşluklara dalıp çok gidiyorum

Etrafta fark ettiğim garip incelenecek bişey kalmadı evde çünkü

Tablolar yamulmuyor, diş macunu ortadan sıkılmıyor.

bi anda değiştirebileceğim değiştirmem gereken bi dünyaya uyanmıyorum

Kızacağım bişey yok, kimse yok diye

Kendime kızmakta beni yordu kendime de kızmıyorum

gidenlere de

Yoran şeyler var dedim,sadece dinlenmeye kalktım bende

Sonra o kadar dinlenebiliyordum ki yoruluyordum dinlenmekten

Kimse ne çok çalıştın diyordu, ne de çok tembellik ettin.

mesela çok uyudum her yerim ağrıyordu

çok uyumuyordum hasta oluyor,yaşlanıyordum.

tek başıma çok ağlıyordum

tek başıma çok değil hiç gülemiyordum.

Yemiyordum, aç kaldığımı bilmiyordum

Yada zararlı her şeyi atıştırıp geçiyordum.

Sızlanmıyordum feryat edemiyordum, çaresizlik nedir hiç bilmiyordum

Çaresiz insan seslenecek birini hissederdi o zaman çaresiz kaldığını anlardı yardııım dilerdi...

Bense susuyordum,

Kapalı kutu olmayı seçiyordum

Kimseye bu yaşamın boşluğunu göstermek istemiyordum

Ben bu manzarayı izliyorum.

Başkalarını da takip etmiyorum

İnsanlar başkalarını takip etmeye dalarken kendi yaşamlarının takibini unutmuş sanki

yoksa ben miyim takip etmeyen ne kendini ne kimseyi.

ama öbür dünyaya da ait değilim

Ait olduğum dünya bu, ben razıyım galiba

Ne insanların tercihine kızıyorum, ne unutulmalara

Eskiden çok kızardım ota boka.

kızmak yaşam belirtisiydi.kötü yaşamımın homurdanması.

Ama şimdi homurtum yok.

Hayatım yok.

boşvermişim

nasılsın deme..

özel anlatacak bir hal içinde değilim.

Yaşayarak iyi olunmuyor

Artık konuşarakta iyileşmem.

Anlatarakta..

Yazarakta

Bilerekte..

Unutarakta..

Hatırlyarakta hatırlanarakta..

yada bakışarakta

kokular bişey ifade etmiyor.

özendiğim hiçbirşey yok..

kendimdir mevzum..

artık başka bişeye ne odaklanırım ne de odaklanılmış olurum.

Blog List

Denemelere kısa yol

Foto imzalarım

kontrol amiri

tura

logos