21 Kasım 2010 Pazar
kız kulesi mesafesi nedir ? bu mesafen nedir?
Bir gün karşına geldim dimdik ve tektin bir elif harfinde de gördüğüm kendim gibi.
Gelen vuruyordu giden vuruyordu sağdan soldan dalgalarla hayat sürekli vuruyordu sana ama hiç bir yana sürükleyemiyordu,öyle de inatçı idin. sen hala daha direniyordun başın dimdik,zirvelere uzanarak,hakka karanlıkta aydınlığınla.Gelen giden sana dertleniyordu,herkes bir resmini çekiyordu en çok hatırlanmak istenen olmuştun anılarda,herkes mi hayrandı sana?Bu hayranları sadece öylece durmakla mı edindin?Belki küçümsediğimden büyük bir iş yapıyordun bütün sevgililerin dertlerini de kucaklıyordun bana biraz uzaktın bu konuda..ben dertlenince gelmiyorum sana olur ya herkesin ki ağır gelmezde benim ki gelir.daha ulaşamadım sana,bana baktın uzaktan ben de sana yüz defa karşılaşsakta bir sukunetli uzak dost gibi baktın hep..kız kulesinin mesafELLY duruşunu o vakit anladım ve seni örnek aldım herkese olması gerektiği gibiydin ölüm gibi ne çok uzaktın ne de çok yakın..
yazan; kızkulesimesafesi.2008.
yahudi edildim..
yahudi edildim beni içinize gömmediniz de küllerimle savurdunuz..
Savur şimdi benim metaPOLİSmayı
Kül oldum bak savruldum sayenizde yahudiden beter oldum bir vazoya koyun
bana karşımda and için,siren sesleri ataya kalsın,mütevazi merasim tabutta yeşil örtü bile
bulunamamasında kalsın..
Kayıkçı amca beni ıssız suda buldu..küllerimi toparladı bir avuç tokatla.
Yananlara yetişemedim dedim suratına telaşla bakınca ayıldığımda
Yetiştinde geçtin kızım dedi..bir yıldızdın bir siyon.. yandın söndün hep ve bir gün
Yandın kül oldun bir avuca bir odaya bir ruhuna sığmaz oldun.
Rüzgar seni aldı dalgalarıma saldı.dalgam kayığıma yapıştırdı
Kayığımda bir isim oldun bak ne yazıyorsun oda silinene dek okuda anla..
‘Baba çok uzaksın bana’
Yabancıdan ne bekliyorsun
Sana iyi bi eş olsun bana yenicek yeni bi aş olsun.
İyi bi yeni hayat kazığı daha..
Erkenden..daha çok erken..
Sırada ne var daktiloda bir satır boşluğu daha beklemenin ardından son söz yine
Anneciğim çok uzaktasın ama hala en yakın sensin bana..
Kazıklı voyvodalı benim dünyamda..
Hangi yelden essem sana ulaşsam artık
Hangi karadan yürüsem sana varsam
Hangi dalgadan vursam sana varsam
Hangi yoldan gitsem sonu sen olsan..
Ayağım yansa bile çölde sana varmak var bilsem
Kardan donsamda sen varsın orda bilsem sana yürüsem
Yüzme bilmesemde atlasam suya o yolda belki boğulsam belki yüzme öğrensem o şokla
Bir evdesin bilsem bana sarılacaksın evsizliğimde sana koşsam gece it kopuk dinlemeden yola düşsem
Ama olsa bi yol
Yok mu?
Yok desen bile,,bunu duysam bile,var bilecektim.
Ama yine sessizsin,gözümdeki yaş gibi sessizce yolunu izlersin..
Bende anca satır sonunda sana gelecek bir yol bulurum.
Yaşamın değil,Avuntunun ikincisine dek sana kavuşucam.
elfeda..(bu defa ironik değil çok fazla İRON-İCH,demir tadında mesela.)
(bu küller 23 ağustos 2008li dir)
laf olsun,torba dolsun,dolan torba da kopsun..
(büyük harflerimi sevmiyorlar mı?
bu defa harf diyor ki; 'ama ben küçükken konuşamıyordum..')
YAZMAK İÇİN ELİME KALEM ALDIĞIMDA KALEM YAZMAZDI İNADINA. ONCA KALEM İÇİNDEN TÜKENMEZ ADINA YAKIŞMAYAN TÜKENMİŞ O EFRADI SEÇMEK BENİ DELİ EDERDİ EKSERİYA İLHAM PERİM KAÇACAK ENDİŞESİYLE.BU YAŞAMDADA YANLIŞ İNSANLARI SEÇTİĞİM GİBİ KALEMDEDE TUTTURAMIYORDUM DOĞRU OLANI.GÖZÜME KESTİRDİĞİM ALIMLI KALEM YAZMIYORDU.HERKES ONU SEÇMİŞTİ ÇÜNKÜ ÇOK FAZLA KULLANILMIŞTI,BİTMİŞTİ,TÜKENMİŞTİ.HALBUKİ SÜLİYETİ BUNCA ZAMAN GÖZE ÇARPMAYAN DAHA BÜYÜK BİR PERFORMANS SERGİLEYEBİLİRDİ ÇÜNKÜ İÇİNDE GÖSTEREMEDİĞİ, AÇIĞA ÇIKARAMADIĞI ŞEYLER BİRİKMİŞTİ..KUSMASI YAKINDI AMA MÜREKKEPLİ DEĞİLDİ DÖKEMİYORDU ZEHRİNİ.AMA ONA ŞANS TANIYAN PEK ÇIKMAZDI O KURŞUN KALEMDİ.UCU KÖRELMİŞTİ KURŞUN KALEME KALEMTRAŞ GEREKTİ.O BİR SİVRİLSE KURŞUN NAMINA KİMLERİ KİMLERİ DAHA DAHA KİMLERİ VURABİLİRDİ..SİVRİLMESİ GEREKTİ ŞU KALEMSİ YAŞAMINDA.FORMÜLÜ İSE KALEMTRAŞA MUHTAÇSIZ PARMAKLARDA.UÇLU KALEMİN UCU BUCAĞI GÖRÜNMÜYORDU UÇLU KALEM UCA İHTİYAÇ DUYUYORU UÇ ALIYORDUM BU DEFA UÇ KALEME İHTİYAÇ DUYUYORDU KALEMLE UÇ KAĞIDA İHTİYAÇ DUYARKEN YANLIŞ KELAMLARLA DOLU SAYFA SİLGİYE MUHTAÇ OLUYORDU.HERŞEY BİRBİRİNE BAĞIMLI OLMAKTA İDİ NE İLE BİR FİKİR İLE..YA YAZ YADA SİL AMA MUTLAKA DÜŞÜN!PEYDER PEY OLSADA KAFİ.BU KALEM KUTUDAN KELAM KUTUYA TERFİDİR İSTEDİĞİM SAKLADIĞIM KELAMLARI KUTUMDAN ÇIKARIRKEN SİVRİLEN KELAMLARIMLA EŞ DEĞER BİR KALEM OLMAK ÜMİDİ İSTEMİŞTİM..BU KALEM BUKALEMUNLA Bİ KELAMDA DEĞİŞMEDEN MÜMKÜN MÜDÜR?
yazar;baş katip ElifTir. 29 mart 2007
bu defa harf diyor ki; 'ama ben küçükken konuşamıyordum..')
YAZMAK İÇİN ELİME KALEM ALDIĞIMDA KALEM YAZMAZDI İNADINA. ONCA KALEM İÇİNDEN TÜKENMEZ ADINA YAKIŞMAYAN TÜKENMİŞ O EFRADI SEÇMEK BENİ DELİ EDERDİ EKSERİYA İLHAM PERİM KAÇACAK ENDİŞESİYLE.BU YAŞAMDADA YANLIŞ İNSANLARI SEÇTİĞİM GİBİ KALEMDEDE TUTTURAMIYORDUM DOĞRU OLANI.GÖZÜME KESTİRDİĞİM ALIMLI KALEM YAZMIYORDU.HERKES ONU SEÇMİŞTİ ÇÜNKÜ ÇOK FAZLA KULLANILMIŞTI,BİTMİŞTİ,TÜKENMİŞTİ.HALBUKİ SÜLİYETİ BUNCA ZAMAN GÖZE ÇARPMAYAN DAHA BÜYÜK BİR PERFORMANS SERGİLEYEBİLİRDİ ÇÜNKÜ İÇİNDE GÖSTEREMEDİĞİ, AÇIĞA ÇIKARAMADIĞI ŞEYLER BİRİKMİŞTİ..KUSMASI YAKINDI AMA MÜREKKEPLİ DEĞİLDİ DÖKEMİYORDU ZEHRİNİ.AMA ONA ŞANS TANIYAN PEK ÇIKMAZDI O KURŞUN KALEMDİ.UCU KÖRELMİŞTİ KURŞUN KALEME KALEMTRAŞ GEREKTİ.O BİR SİVRİLSE KURŞUN NAMINA KİMLERİ KİMLERİ DAHA DAHA KİMLERİ VURABİLİRDİ..SİVRİLMESİ GEREKTİ ŞU KALEMSİ YAŞAMINDA.FORMÜLÜ İSE KALEMTRAŞA MUHTAÇSIZ PARMAKLARDA.UÇLU KALEMİN UCU BUCAĞI GÖRÜNMÜYORDU UÇLU KALEM UCA İHTİYAÇ DUYUYORU UÇ ALIYORDUM BU DEFA UÇ KALEME İHTİYAÇ DUYUYORDU KALEMLE UÇ KAĞIDA İHTİYAÇ DUYARKEN YANLIŞ KELAMLARLA DOLU SAYFA SİLGİYE MUHTAÇ OLUYORDU.HERŞEY BİRBİRİNE BAĞIMLI OLMAKTA İDİ NE İLE BİR FİKİR İLE..YA YAZ YADA SİL AMA MUTLAKA DÜŞÜN!PEYDER PEY OLSADA KAFİ.BU KALEM KUTUDAN KELAM KUTUYA TERFİDİR İSTEDİĞİM SAKLADIĞIM KELAMLARI KUTUMDAN ÇIKARIRKEN SİVRİLEN KELAMLARIMLA EŞ DEĞER BİR KALEM OLMAK ÜMİDİ İSTEMİŞTİM..BU KALEM BUKALEMUNLA Bİ KELAMDA DEĞİŞMEDEN MÜMKÜN MÜDÜR?
yazar;baş katip ElifTir. 29 mart 2007
Türkiye Mizahçılar Oturbüsündeki karikaTÜRlerimiz.
Bir güzel gün başlamıştı yada güzel güzel bitmekte idi İstanbul'da minibüse yada otobüse yada toplu taşıma araçlarından herhangi birine binene kadar..Hergün binlerce insanın ecüş bücüş balıksal kılıkta istifsel seyahatgahları sırasında garipsel olaylar zincirini satırlara döküp yüzlerce halkayı birbirine ekleyebilirdik..malzememiz boldu elbette ama yaklaşık her seyahatte başımıza gelen bi kaç detaya doğru sizlerin dikkatlarini çekmek isterim..hep beni mi bulur böyleleri yada neden beni bulur böyleleri sorularına gelen cevaplarım aynı noktaya çıkan farklı şekilde söyleyişten ibaret bi kaç cümleden başkası olmuyor..
'senin kısmetsizliğin Elif,kader işte napıcaksın,bunlarda da hayır arıyacaksın,kör talih katlanıcaksın'
neden otobüste yada minibüste,midibüste,milimüstte,traleybüste,vb.büslü versiyonlarda benim yanıma hiç banyo yapmadan yaşıyormuşcasına başarı göstermiş kişilikte kimseler oturuverir?
Terle yıkanan kesim susuzlukta tasarruf mevduatında mı idi?
Yanıma istisnasız nefes kokusu kantarı bile yıkıp geçmiş ağırlıkta belki takma dişlerinden kaynaklı ağzı kapalı iken bile ağız kokusunu kulak deliklerinden otobüs atmosferine yayıveren,sürdüğü hacı kokusu ile ağız kokusunu güzel bir karışım eylemiş ama ağzını hacı kokusundan mahrum bırakmış takdir toplayan görmüş geçirmiş bastonlu dedelerimiz oturuverir..ki bunların kibar olanları bu çağda hala bez mendil kullanabilmektedir.terinide,afedersiniz başka tabiri yok balgamını da,sümüğünü de o bezde sentezleyip ayak üstü patlayabilecek tehlikeli kimyevi atık deneyi yapan,temizlikten ödün vermiyen ama benim kendilerine 'temizlik imandandır,sende bunu gayet iyi bilirsin hacı amca' ibareli ödülü vereceğim kimselerdir.dedelerin diğer kısmı ise işaret parmağını yolda yürürken burnuna götürüp hünkürt yöntemi ile rekorsal deneyimler edinen giness heveslilerdir.ki bunların boğazlarında öyle bir öksürük demeti saklıdır ki gafletle öksürdüğünde adamın içinden bir müddet başka göllerde saklanmış,izi yitirilmiş van gölü canavarının fışkırıp kükrediğini sanırız.bu olay sağlıkla iniltili olduğundan fazla bişey söylemiyor 'giness' kelimesinin ES'i ile derin bi ara veriyoruz..
ikinci yanıma oturmaktan vazgeçmiyen kesim, boş zamanlarında bolca kulak memesi kıvamı hangi ölçüt olur alanında ihtisas yapmış,hamur işini hammurabi kanunları ile yalamış yutmuş,basmada fistanlarıyla kendi ördüğü hırkasını yaz günü kombine etmiş,yeniden vurgulamak gerekmekte 'yaz günü!' olsa dahi ebruli sanatıyla çamur sanatını eteğinde boy ölçüştürebilecek kadar sanatsal çizgide başarı saklamış teyzelerimiz..Ellerinde her parmaklarına denk düşen fışırtısı bol poşetleri hakimdir.ortama girdikleri gibi meraklı gözlerle tıklım tıklım olan yerde dahi boş yer bakınırlar..sora bir gence 'ben yaşlıyım evladım,bak arabaya benim gibi yaşlı biri bindi,hadi bana yer vermen lazım' manalı vicdanen rahatsız edici bakışı atarlar..ki 'bana yer ver' cümlesini sesli de kurabilir biraz daha illetlik getiren versiyonları. elbette günün yorgunluğunda yada miskinliğinde yaşlılara yer vermeyi pek görev bilmeyen kafasını cama çevirmiş gençlik dahi bazen bu teyzeler tarafından dürtümlerle dikkat kesilinmeye çabalanır..son durak,ilk durak;kalan zaman,bulunan mekan hiç farketmez arka koltuğu beşlemek bu zehir akıllı teyzelerimizin fikirlerindendir.biraz tombik yada baya bi tombalak oldukları için 'kay evladım,biz hepimiz zayıfız zaten,5 kişi de otururuz' sloganıyla geldikleri anda eklemlerimizin baş kaldırma anını saptamaya çalışırız acaba ineceğim durağa kadar isyan etmemeyi başaracaklar mı? diye düşünürken bir yandan da matematiksel hafıza teknikleri ile beynimizi genleşirken buluruz.şimdi bu teyze normal bir bayanın 2 yada 3 katı versiyonu olduğuna göre bir yada iki kişi de poşetlerini sayarsak yani biz arka koltuğu kaçlamış olduk şimdi? hesaplarından boğulduğumuz an bu muhasebe defterini kapatıp yardımseverik damarımızı kabartmayı kendimize menfaat biliriz..'neyse teyze,siz rahat rahat oturun,ben ayağa kalkıyım en iyisi'..deyiveririz..teyzede;'Allah aşkına evladım,ölümü gör,seni rahatsız ettim otur!' demeyip fırsattan istifade yayılım ünitesine geçecektir.Ayakta iken araziyide sattık ama ortada menfaat namına hiç payımız yok şanssızmıyım,kadersizmiyim,enayi miyim ? derken gözümüze yeni biri takılacak ve yeni olaylara yelkeni açacağızdır.cam kenarındaki ojeli kız.birazdan ona camı açabilir misiniz?sorusunu soracağız..biliyorum ki herkes hevesle birileri bu soruyu sorsun diye beklemekte.işte bu kadar milletin kurtaracısı ben olacağım..sorumuzu sorduk ve ojeli bayan faaliyete geçti.iki parmakcığıyla narin hareketlerle camı itelemeyi dener.nerede ise bir parmağı iter iken dört parmağı aksi yönde diretmektedir.fizik kanunlarını altüst edebilirse küçük güç büyük gücü yendiğinde camı açma başarısını gösterecekti ama ileriki yıllarda fiziğe saçma sapan yeni müfredatlar icat etmemiş olayım hadi diye kanunları altüst etmekten vazgeçmiş haliyle 'malesef cam açılmıyor'adlı başarısızlık kokan cümleyi bize sarfetmiştir ama arkasında benimle beraber daralmış,takım elbiseli bey benim sorumun akabinde gelen hareketliliği gözüne kestirip cama arkadan el atıp hemencecik işte bu erkek kuvvetidir,fiziğim de kimyam da bayan kısmısından iyidir kanıtını yaparcasına camı açıverip beni sevindirecektir.ojeli kız; aman Allahım rezil rüsva oldum fönlü saçlarım rüzgarda uçuşup rujuma yapışıp tipimi kaydırmasın diye cama açılmıyormuş süsü verdim ama planım anlaşıldı diye utançla elleri ile yüzünü kapar iken bir yandan yanan kırmızı rengine dikkat çekiyordu.kırmızı malum uyarı rengi idi ondan uzak durmamız gerektiğini basbas beyan ediyordu belli ki.çünkü aç karnına helede sabah sabah bu tür bir bayanla karşılaşmak demek midemizi delen çivinin kaynağını bulmamız demekti.çünkü bu bayan sabah akşam ucuz bir parfüm fıçısında konaklardı..burnumuzun direğinin telindeki kuşlar çoktan göç ederken bu direğin kurtuluşu bu direğe bir mandal takmaktır şeklindeki ötümlerini sergiliyorlardı.
Neyse artık rahatlamış bir vaziyette serin serin rüzgar yüzüme üfülderken bir çocuklu anne çocuğa çok fazla rüzgar geliyor,zature olmasın mazallah şeklindeki ikazı ile ojeli kızı sevindirip camı kapama darbesini kafamıza indirivermişti..
Arkada zoraki de olsa yer vermem hasabiyle beni sempati edinmiş teyze;'1 tane uzatır mısın evladım?' şeklindeki cümlesiyle para uzatma gibi ulvi görevini de mavi gömlekli muavin ELİF'e yüklemiş olur.kimileri olamaz hemi de bir sürü çil çil bozuk para şimdi tutamam da,yere de dökülür bunlar bu kalabalıkta düşen parayı da bulamam,benden isterler misterler en iyisi dokunmiyim hiç,duymazdan görmezden geliyim paranoyalarıyla uzatılan paraları kale almama şıkkını seçerler..mesela köşedeki müzik dinleyen,cool takılan,yakışıklı çocuk.. onun için minübüs deryasında dönen paraların da hatta minübüse binen bakımlı güzel kızların bile önemi yoktu ..hayat belirtisine rastlanmayan bu kişinin ikamet bölgesi hiç kimsenin dokunmayacağı,özlenen sakin yolculuğun sessizce içine kapanık vaziyette sürdürüleceği içimin gittiği mevki idi.camdan baka baka seyreden bu şahsiyete bakar iken gözleri üzerime dikilmiş 'kıroyum hemde alnımda yazar 'adlı bir diğer şahsiyet dikkatimi cezbeyler malesef ki..'keşke arkadan uzatılan parayı direk bana uzatsa da azıcıkta olsa muhattap olabilme şansını yakalasam' düşüncesi ile elimdeki paraya herkesten evvel atlıyacak üsluptadır.o taht koltuğunun hemen yanında vezir görevi yapmaktadır.şoföre göre ters bi adamdır,oturanarla da yüzgözdür !!oturuş yönünden!! hasep ile..paraların yanında yolculuk boyunca konaçlıcak şahsiyet hemen otoriter bir rejimin ön ayak bekçisi kesilmiştir..!abla sen ver o parayı,ben sana şu kadar veriyim .basamaktan yukarı çıkalım.. abi devam..ağır ol!'...şeklindeki minübüsçülüğe lügatsal manada sadık kalan lisanı ile hemen ortama ayak uydurabilme gayretindeki insan işte..
Ve sonunda yanımdaki koltuktan bir bayan inmiştir 'hele şükür yarabbim ayağıma karasular indiydi yoksa eteğimde ziller mi çaldıydı,hangi atasözü buraya gider bilmiyom ama sana şükürler olsun bana koltuk gönderttin diye şükür aksesuarı ile donanırken benle birlikte yanımdaki orta yaşlı dinamik adamda da oturmak için pek hevessel hareketler sezegelmiştim.o an sen mi,ben mi?kim oturacak karmaşasıyla cebelleşirken sanki bana kalkmışta yer veren oymuş gibi 'buyrun' kelimesini kullanacaktır..bende madem çok heves ettin,içinden beddua falan haykırma yok yere,içinde kalmasın,otur da hayrını gör' diye sayıklarken sözde pek kibar beyfendiye sözde kibar (gerçi ben özdede kibar:P)'yok yok siz buyrun' cümlesini kurmak mecburiyetinde olacaktım..nitekim son uzlaşmamız ben bayanım elbetteki bana öncelik olacaktı hem fikrinde oluvermişti..
Lakin oda ne?yanına oturduğum şahsiyet yorgun,uyuyan bir kişilik değil mi?kafası üzerime ha düştü ha düşecek ha düşüyor köşeye de geçtim,adamı dürtmeden inememde,uykudan uyanınca ejderha ateşini ağzından etrafa yayacak derecede sinirli olanlardan mıdır acep,kendimi kapana kısılmış fare gibi hisseder oldum,hissiyatlarını üstüme üstüme salan günün yorgun işçisi..bende ona bakıp uyuyabilirdim elbette gözlerim hemencecik kapanmaya meğilli idi.muhtamelen yine tansiyonum düşmüştü çünkü zaten tansiyonum oldum olası hep düşüktü...uyuyabilirdim ama arkamda ki annesinin kucağında kimi zaman ciyak ciyak ağlayan her durakta hatta ilk duraktan itibaren bile 'az kaldı oğlum şimdi inecez,al şu bisküviyi,kırıntıları yerlere döke saça ye,yeter ki sus! şamarının yapıştırılacağı anı yaklaşmış velet; arkamdan başörtümü çekip eğlenirken ortada dımdızlak kalacam rezaletin divalığında taçlanacam dinamizmiyle başörtümü kollamaya çabalayan ve mecburen arkaya mümkünatınca dayanmadan kamburimsi makamda giden ben bisküvi yiyen çocuğun az sonra kusmaması için dua ediyordum..anneden yapma evladım ablaya dokunma cümlesini hasretle bekler iken içimden şeytansı birşey arkaya dönüp 'hanıme'FENDİ' bu marka size yakışıyor mu? çocuğunuza mukayyet olun,elimden bi kaza çıkacak,kaza bana bu kadar geliyorum diyorsa ve normalde kazalar geliyorum demiyorsa,elimden kaza çıkacağını biliyorsam bu kaza,kaza sayılır mı yoksa soradan kaza etsek kaza olduğu için kazalığı kabul olabilir mi?cümlesini yada ona benzer karmaşıklıkta saçmaca saldırılar sıralamam gerektiğini söylüyordu fakat iyi niyetli melekse az daha sabir,saiki,saüç..ha gayret şeklinde antibağırım faktörünü devreye geçiriyordu..burnu akmış ama silinmemiş,çikolata yemiş ağzı batmış ama silinmemiş,çocuk belli ki inşaat kumlarının içinde dalma,çıkma,batma tekniklerinin pir-i üstadı oluvermiş üstü toz toprak içinde ama silkelenmemiş..yani özetle her türlü lekeden eser olan çocuğa biri kaza ile kosla sıvı oksieyşın deneyi yapsa çok sevinecem demek ki bu annemiz A.F.(ANECİLİK FAKÜLTESİ)-ilgisiz anneler bölümünden mezun olmuş bir annemizdi..teşhisi koymuştum haliyle böyle bi annenin tam techizatlı donanım ürünlere vakıf olmayacağından kelli çocuğun kusacağı bir torbayı bile yanına yaren seçmediğine dair kalıbımı basardım.benim elimde bu zor ana karşı bir torba vardı ama bende laf olsun torba dolsun diye bu yazıyı yazarken talihsizce poşeti dolduruvermiştim..
Mekana son binen insaniyet bile 'görmüyor musun bee (şoföre ithafen)tıklım tıklım olduk hala yolcu alıyorsun'kavgalarını yapacak kadar yüzü bulurken akın akın gelen yolcuların isyanıyla kapı kapanmıştı..otobüsün merdiveninde dizişen insancıkların kiminin hala !aa bu biletli değil mi,akbil geçer mi,akbilim mi bitmiş inanmiiommm,daha yeni doldurdumdu halbuksa hayret valla,bu kutu akbilimi yiyo sizi belediyeye şikayet etcem arkadan akbil uzattım akbilim geri gelmedi akbilimi kim çaldı?! gibi kargaşasal cümlelerle tüğleri diken diken edip beynimi yiyiorlardı..kapanan kapı sesi ile yanımdaki işçi nihayet uyanıvermişti..ama malesefki ineceği durağı 1,2,3,30,40 durak falan geçmişti..düğmeye basmıştı ama kapı açılmamıştı çünkü kapı zaten yeni kapanmıştı..otobüs harekete geçerken büyük ihtimalle hop hop,şşşş,orta kapı orta kapıı,incek varr bağrınımları ile inme çabalarında idi bizede az daha bu çabalarından ötürü inme geçirtecekti..
Bu defa yanı artık boşalan ben 'ohhhh,az sonrada zaten ineceğim artık koridor tarafındaki koltuğa transfer olabilirim rahatlığı ile cam kenarına oturacak diğer otobüszadeyi fare kapanı lanse ettiğim öbür tarafa atıvermiştim..ben birazdan ineceğim siz geçin ünlemi ile!otobüszade diyorum çünkü o kazazededen bozma kelime bizlerin yolculuğu sırasında bize yakışan en güzel kelime oluyordu..bu defa yanıma her ay büyük olaSIKSIKla bolca ziyarete gittiği yüksek ihtimallerle bezenmiş mc donald's palyoçosunu çocukluktan beri hayret ki sempatik bulmuş,fast food müdavimi..yanımda beliren kişi kalorisi ile gözlerimi doldurduryordu az daha ağlıcaktım ağlamıyım diye bir diğer yakın fiili seçiyordum..kalorisi ile göz dolduruyordu..bütün koltuğu da dolduruvermişti..dev cüsseli,eli kolu bol kıyafetlerinin içinde seçilmeyen genç o xxxxxxxxx large kıyafetlerinin içinde kaybolmayı becerebilecek bir david coperfield hilesine sahipti.birde üstelik rapçimidir nedir,pek bi freeSİTayleee..ben coolum oturuşumdan bellidir bacağımı açabildiğim kadar açarım,yayıla yayıla otururum havamı da atarım üslubuyla benim bit kadar arazide seyahat etmeme neden oluyordu..araya siyasi sınırımızı belli edecek kırmızı hat,hudud çeksem 'ben renk körüyüm ki' anlayışsızlığıyla karşımda sırıtacak pişkinlikte idi..'heyy efendi efendi sizde de ne mabet varmış?' diye söylemeyi tasarlasam da bu iyi melek işini iyi yapıyor diye ona ödül olaraktan bu iyiliği de defterime yazmasına vesile olmuştum..ağzımı bu ortamda açsam soluyacağım karbon(X2 dio)oksitten eve az adım kala nalları dikmiyim endişesinle az daha sabrettim..
ve durağıma gelmiş olmanın sevinci ile sonunda ayağa kalkmışımdır..o kıro hala bana mı bakıyordu peki?gözlerimi ovuyordum ama malesef ki evet.ov kine ov!bu karikatür adam gözümün önünden gitmiyordu..işte bu benim talihimdi..taşıtta bulunan en kıro yolcu ile aynı durakta yada çok yakın duraklarda inmek zorunda olmak ve göz seyrinden onları bir an önce mahrum edememe zaruriyetine boyun eğmenin de zaruriyetini yaşamam vede taşıtın en yakışıklısının da mümkünatınca hemen ilk durakta taşıttan inip göz seyrinden beni mahrum etme gerçeklikleri..düğmeye uzanamıyorum keşke dedektif gedçıtçıtçetene de misali kollarım uzasa da kimseden yardım dilenmeden kendi düğmeme kendim bassabilsem diye boşboş düşünürken düğmeye basar mısınız kibarlığını da o kıroya yapmak zorunda kalıverirdim çoğu zaman..
ve kapı açılıp indiğimde oh bee! dedirten istanbulumun karbon karışık az da olsa oksijenli havasını ciğerlerime kavuşturduğum da bir yolculuktan sonra alınan bir nefesin bile herşeye değer olduğunu anlamakta herşeye değerdi,denen felsefesini yapabilmek bile herşeye değerdi derken bu cümleyi daha uzatmaya ve bitirmemeye bile değerdi..istanbulda taşıttan inebilmekte bir şükür sebebimizdi..bekleyenlere vardığımızda varılan yerde sarılan kucaklara büyük bir günde saklanmış değeri yeniden algılayabilmekti bu kelimesel süzgeçlerimden arta kalan..kısaca şu uzun yazı ile ilgisi az şu cümleyle bitiriyim bu yazı yolculuğumu...kısa yollar almakta bazen uzun yollar almaktır..
yazar; eve varan saadE.T. 13 EYLÜL 2007
[msn spaceler yazılarımı harcamasın diye uzun ve eski yazılar bile bu toplama kampına bi müddet aktarılmaya başlanmıştır.]
'senin kısmetsizliğin Elif,kader işte napıcaksın,bunlarda da hayır arıyacaksın,kör talih katlanıcaksın'
neden otobüste yada minibüste,midibüste,milimüstte,traleybüste,vb.büslü versiyonlarda benim yanıma hiç banyo yapmadan yaşıyormuşcasına başarı göstermiş kişilikte kimseler oturuverir?
Terle yıkanan kesim susuzlukta tasarruf mevduatında mı idi?
Yanıma istisnasız nefes kokusu kantarı bile yıkıp geçmiş ağırlıkta belki takma dişlerinden kaynaklı ağzı kapalı iken bile ağız kokusunu kulak deliklerinden otobüs atmosferine yayıveren,sürdüğü hacı kokusu ile ağız kokusunu güzel bir karışım eylemiş ama ağzını hacı kokusundan mahrum bırakmış takdir toplayan görmüş geçirmiş bastonlu dedelerimiz oturuverir..ki bunların kibar olanları bu çağda hala bez mendil kullanabilmektedir.terinide,afedersiniz başka tabiri yok balgamını da,sümüğünü de o bezde sentezleyip ayak üstü patlayabilecek tehlikeli kimyevi atık deneyi yapan,temizlikten ödün vermiyen ama benim kendilerine 'temizlik imandandır,sende bunu gayet iyi bilirsin hacı amca' ibareli ödülü vereceğim kimselerdir.dedelerin diğer kısmı ise işaret parmağını yolda yürürken burnuna götürüp hünkürt yöntemi ile rekorsal deneyimler edinen giness heveslilerdir.ki bunların boğazlarında öyle bir öksürük demeti saklıdır ki gafletle öksürdüğünde adamın içinden bir müddet başka göllerde saklanmış,izi yitirilmiş van gölü canavarının fışkırıp kükrediğini sanırız.bu olay sağlıkla iniltili olduğundan fazla bişey söylemiyor 'giness' kelimesinin ES'i ile derin bi ara veriyoruz..
ikinci yanıma oturmaktan vazgeçmiyen kesim, boş zamanlarında bolca kulak memesi kıvamı hangi ölçüt olur alanında ihtisas yapmış,hamur işini hammurabi kanunları ile yalamış yutmuş,basmada fistanlarıyla kendi ördüğü hırkasını yaz günü kombine etmiş,yeniden vurgulamak gerekmekte 'yaz günü!' olsa dahi ebruli sanatıyla çamur sanatını eteğinde boy ölçüştürebilecek kadar sanatsal çizgide başarı saklamış teyzelerimiz..Ellerinde her parmaklarına denk düşen fışırtısı bol poşetleri hakimdir.ortama girdikleri gibi meraklı gözlerle tıklım tıklım olan yerde dahi boş yer bakınırlar..sora bir gence 'ben yaşlıyım evladım,bak arabaya benim gibi yaşlı biri bindi,hadi bana yer vermen lazım' manalı vicdanen rahatsız edici bakışı atarlar..ki 'bana yer ver' cümlesini sesli de kurabilir biraz daha illetlik getiren versiyonları. elbette günün yorgunluğunda yada miskinliğinde yaşlılara yer vermeyi pek görev bilmeyen kafasını cama çevirmiş gençlik dahi bazen bu teyzeler tarafından dürtümlerle dikkat kesilinmeye çabalanır..son durak,ilk durak;kalan zaman,bulunan mekan hiç farketmez arka koltuğu beşlemek bu zehir akıllı teyzelerimizin fikirlerindendir.biraz tombik yada baya bi tombalak oldukları için 'kay evladım,biz hepimiz zayıfız zaten,5 kişi de otururuz' sloganıyla geldikleri anda eklemlerimizin baş kaldırma anını saptamaya çalışırız acaba ineceğim durağa kadar isyan etmemeyi başaracaklar mı? diye düşünürken bir yandan da matematiksel hafıza teknikleri ile beynimizi genleşirken buluruz.şimdi bu teyze normal bir bayanın 2 yada 3 katı versiyonu olduğuna göre bir yada iki kişi de poşetlerini sayarsak yani biz arka koltuğu kaçlamış olduk şimdi? hesaplarından boğulduğumuz an bu muhasebe defterini kapatıp yardımseverik damarımızı kabartmayı kendimize menfaat biliriz..'neyse teyze,siz rahat rahat oturun,ben ayağa kalkıyım en iyisi'..deyiveririz..teyzede;'Allah aşkına evladım,ölümü gör,seni rahatsız ettim otur!' demeyip fırsattan istifade yayılım ünitesine geçecektir.Ayakta iken araziyide sattık ama ortada menfaat namına hiç payımız yok şanssızmıyım,kadersizmiyim,enayi miyim ? derken gözümüze yeni biri takılacak ve yeni olaylara yelkeni açacağızdır.cam kenarındaki ojeli kız.birazdan ona camı açabilir misiniz?sorusunu soracağız..biliyorum ki herkes hevesle birileri bu soruyu sorsun diye beklemekte.işte bu kadar milletin kurtaracısı ben olacağım..sorumuzu sorduk ve ojeli bayan faaliyete geçti.iki parmakcığıyla narin hareketlerle camı itelemeyi dener.nerede ise bir parmağı iter iken dört parmağı aksi yönde diretmektedir.fizik kanunlarını altüst edebilirse küçük güç büyük gücü yendiğinde camı açma başarısını gösterecekti ama ileriki yıllarda fiziğe saçma sapan yeni müfredatlar icat etmemiş olayım hadi diye kanunları altüst etmekten vazgeçmiş haliyle 'malesef cam açılmıyor'adlı başarısızlık kokan cümleyi bize sarfetmiştir ama arkasında benimle beraber daralmış,takım elbiseli bey benim sorumun akabinde gelen hareketliliği gözüne kestirip cama arkadan el atıp hemencecik işte bu erkek kuvvetidir,fiziğim de kimyam da bayan kısmısından iyidir kanıtını yaparcasına camı açıverip beni sevindirecektir.ojeli kız; aman Allahım rezil rüsva oldum fönlü saçlarım rüzgarda uçuşup rujuma yapışıp tipimi kaydırmasın diye cama açılmıyormuş süsü verdim ama planım anlaşıldı diye utançla elleri ile yüzünü kapar iken bir yandan yanan kırmızı rengine dikkat çekiyordu.kırmızı malum uyarı rengi idi ondan uzak durmamız gerektiğini basbas beyan ediyordu belli ki.çünkü aç karnına helede sabah sabah bu tür bir bayanla karşılaşmak demek midemizi delen çivinin kaynağını bulmamız demekti.çünkü bu bayan sabah akşam ucuz bir parfüm fıçısında konaklardı..burnumuzun direğinin telindeki kuşlar çoktan göç ederken bu direğin kurtuluşu bu direğe bir mandal takmaktır şeklindeki ötümlerini sergiliyorlardı.
Neyse artık rahatlamış bir vaziyette serin serin rüzgar yüzüme üfülderken bir çocuklu anne çocuğa çok fazla rüzgar geliyor,zature olmasın mazallah şeklindeki ikazı ile ojeli kızı sevindirip camı kapama darbesini kafamıza indirivermişti..
Arkada zoraki de olsa yer vermem hasabiyle beni sempati edinmiş teyze;'1 tane uzatır mısın evladım?' şeklindeki cümlesiyle para uzatma gibi ulvi görevini de mavi gömlekli muavin ELİF'e yüklemiş olur.kimileri olamaz hemi de bir sürü çil çil bozuk para şimdi tutamam da,yere de dökülür bunlar bu kalabalıkta düşen parayı da bulamam,benden isterler misterler en iyisi dokunmiyim hiç,duymazdan görmezden geliyim paranoyalarıyla uzatılan paraları kale almama şıkkını seçerler..mesela köşedeki müzik dinleyen,cool takılan,yakışıklı çocuk.. onun için minübüs deryasında dönen paraların da hatta minübüse binen bakımlı güzel kızların bile önemi yoktu ..hayat belirtisine rastlanmayan bu kişinin ikamet bölgesi hiç kimsenin dokunmayacağı,özlenen sakin yolculuğun sessizce içine kapanık vaziyette sürdürüleceği içimin gittiği mevki idi.camdan baka baka seyreden bu şahsiyete bakar iken gözleri üzerime dikilmiş 'kıroyum hemde alnımda yazar 'adlı bir diğer şahsiyet dikkatimi cezbeyler malesef ki..'keşke arkadan uzatılan parayı direk bana uzatsa da azıcıkta olsa muhattap olabilme şansını yakalasam' düşüncesi ile elimdeki paraya herkesten evvel atlıyacak üsluptadır.o taht koltuğunun hemen yanında vezir görevi yapmaktadır.şoföre göre ters bi adamdır,oturanarla da yüzgözdür !!oturuş yönünden!! hasep ile..paraların yanında yolculuk boyunca konaçlıcak şahsiyet hemen otoriter bir rejimin ön ayak bekçisi kesilmiştir..!abla sen ver o parayı,ben sana şu kadar veriyim .basamaktan yukarı çıkalım.. abi devam..ağır ol!'...şeklindeki minübüsçülüğe lügatsal manada sadık kalan lisanı ile hemen ortama ayak uydurabilme gayretindeki insan işte..
Ve sonunda yanımdaki koltuktan bir bayan inmiştir 'hele şükür yarabbim ayağıma karasular indiydi yoksa eteğimde ziller mi çaldıydı,hangi atasözü buraya gider bilmiyom ama sana şükürler olsun bana koltuk gönderttin diye şükür aksesuarı ile donanırken benle birlikte yanımdaki orta yaşlı dinamik adamda da oturmak için pek hevessel hareketler sezegelmiştim.o an sen mi,ben mi?kim oturacak karmaşasıyla cebelleşirken sanki bana kalkmışta yer veren oymuş gibi 'buyrun' kelimesini kullanacaktır..bende madem çok heves ettin,içinden beddua falan haykırma yok yere,içinde kalmasın,otur da hayrını gör' diye sayıklarken sözde pek kibar beyfendiye sözde kibar (gerçi ben özdede kibar:P)'yok yok siz buyrun' cümlesini kurmak mecburiyetinde olacaktım..nitekim son uzlaşmamız ben bayanım elbetteki bana öncelik olacaktı hem fikrinde oluvermişti..
Lakin oda ne?yanına oturduğum şahsiyet yorgun,uyuyan bir kişilik değil mi?kafası üzerime ha düştü ha düşecek ha düşüyor köşeye de geçtim,adamı dürtmeden inememde,uykudan uyanınca ejderha ateşini ağzından etrafa yayacak derecede sinirli olanlardan mıdır acep,kendimi kapana kısılmış fare gibi hisseder oldum,hissiyatlarını üstüme üstüme salan günün yorgun işçisi..bende ona bakıp uyuyabilirdim elbette gözlerim hemencecik kapanmaya meğilli idi.muhtamelen yine tansiyonum düşmüştü çünkü zaten tansiyonum oldum olası hep düşüktü...uyuyabilirdim ama arkamda ki annesinin kucağında kimi zaman ciyak ciyak ağlayan her durakta hatta ilk duraktan itibaren bile 'az kaldı oğlum şimdi inecez,al şu bisküviyi,kırıntıları yerlere döke saça ye,yeter ki sus! şamarının yapıştırılacağı anı yaklaşmış velet; arkamdan başörtümü çekip eğlenirken ortada dımdızlak kalacam rezaletin divalığında taçlanacam dinamizmiyle başörtümü kollamaya çabalayan ve mecburen arkaya mümkünatınca dayanmadan kamburimsi makamda giden ben bisküvi yiyen çocuğun az sonra kusmaması için dua ediyordum..anneden yapma evladım ablaya dokunma cümlesini hasretle bekler iken içimden şeytansı birşey arkaya dönüp 'hanıme'FENDİ' bu marka size yakışıyor mu? çocuğunuza mukayyet olun,elimden bi kaza çıkacak,kaza bana bu kadar geliyorum diyorsa ve normalde kazalar geliyorum demiyorsa,elimden kaza çıkacağını biliyorsam bu kaza,kaza sayılır mı yoksa soradan kaza etsek kaza olduğu için kazalığı kabul olabilir mi?cümlesini yada ona benzer karmaşıklıkta saçmaca saldırılar sıralamam gerektiğini söylüyordu fakat iyi niyetli melekse az daha sabir,saiki,saüç..ha gayret şeklinde antibağırım faktörünü devreye geçiriyordu..burnu akmış ama silinmemiş,çikolata yemiş ağzı batmış ama silinmemiş,çocuk belli ki inşaat kumlarının içinde dalma,çıkma,batma tekniklerinin pir-i üstadı oluvermiş üstü toz toprak içinde ama silkelenmemiş..yani özetle her türlü lekeden eser olan çocuğa biri kaza ile kosla sıvı oksieyşın deneyi yapsa çok sevinecem demek ki bu annemiz A.F.(ANECİLİK FAKÜLTESİ)-ilgisiz anneler bölümünden mezun olmuş bir annemizdi..teşhisi koymuştum haliyle böyle bi annenin tam techizatlı donanım ürünlere vakıf olmayacağından kelli çocuğun kusacağı bir torbayı bile yanına yaren seçmediğine dair kalıbımı basardım.benim elimde bu zor ana karşı bir torba vardı ama bende laf olsun torba dolsun diye bu yazıyı yazarken talihsizce poşeti dolduruvermiştim..
Mekana son binen insaniyet bile 'görmüyor musun bee (şoföre ithafen)tıklım tıklım olduk hala yolcu alıyorsun'kavgalarını yapacak kadar yüzü bulurken akın akın gelen yolcuların isyanıyla kapı kapanmıştı..otobüsün merdiveninde dizişen insancıkların kiminin hala !aa bu biletli değil mi,akbil geçer mi,akbilim mi bitmiş inanmiiommm,daha yeni doldurdumdu halbuksa hayret valla,bu kutu akbilimi yiyo sizi belediyeye şikayet etcem arkadan akbil uzattım akbilim geri gelmedi akbilimi kim çaldı?! gibi kargaşasal cümlelerle tüğleri diken diken edip beynimi yiyiorlardı..kapanan kapı sesi ile yanımdaki işçi nihayet uyanıvermişti..ama malesefki ineceği durağı 1,2,3,30,40 durak falan geçmişti..düğmeye basmıştı ama kapı açılmamıştı çünkü kapı zaten yeni kapanmıştı..otobüs harekete geçerken büyük ihtimalle hop hop,şşşş,orta kapı orta kapıı,incek varr bağrınımları ile inme çabalarında idi bizede az daha bu çabalarından ötürü inme geçirtecekti..
Bu defa yanı artık boşalan ben 'ohhhh,az sonrada zaten ineceğim artık koridor tarafındaki koltuğa transfer olabilirim rahatlığı ile cam kenarına oturacak diğer otobüszadeyi fare kapanı lanse ettiğim öbür tarafa atıvermiştim..ben birazdan ineceğim siz geçin ünlemi ile!otobüszade diyorum çünkü o kazazededen bozma kelime bizlerin yolculuğu sırasında bize yakışan en güzel kelime oluyordu..bu defa yanıma her ay büyük olaSIKSIKla bolca ziyarete gittiği yüksek ihtimallerle bezenmiş mc donald's palyoçosunu çocukluktan beri hayret ki sempatik bulmuş,fast food müdavimi..yanımda beliren kişi kalorisi ile gözlerimi doldurduryordu az daha ağlıcaktım ağlamıyım diye bir diğer yakın fiili seçiyordum..kalorisi ile göz dolduruyordu..bütün koltuğu da dolduruvermişti..dev cüsseli,eli kolu bol kıyafetlerinin içinde seçilmeyen genç o xxxxxxxxx large kıyafetlerinin içinde kaybolmayı becerebilecek bir david coperfield hilesine sahipti.birde üstelik rapçimidir nedir,pek bi freeSİTayleee..ben coolum oturuşumdan bellidir bacağımı açabildiğim kadar açarım,yayıla yayıla otururum havamı da atarım üslubuyla benim bit kadar arazide seyahat etmeme neden oluyordu..araya siyasi sınırımızı belli edecek kırmızı hat,hudud çeksem 'ben renk körüyüm ki' anlayışsızlığıyla karşımda sırıtacak pişkinlikte idi..'heyy efendi efendi sizde de ne mabet varmış?' diye söylemeyi tasarlasam da bu iyi melek işini iyi yapıyor diye ona ödül olaraktan bu iyiliği de defterime yazmasına vesile olmuştum..ağzımı bu ortamda açsam soluyacağım karbon(X2 dio)oksitten eve az adım kala nalları dikmiyim endişesinle az daha sabrettim..
ve durağıma gelmiş olmanın sevinci ile sonunda ayağa kalkmışımdır..o kıro hala bana mı bakıyordu peki?gözlerimi ovuyordum ama malesef ki evet.ov kine ov!bu karikatür adam gözümün önünden gitmiyordu..işte bu benim talihimdi..taşıtta bulunan en kıro yolcu ile aynı durakta yada çok yakın duraklarda inmek zorunda olmak ve göz seyrinden onları bir an önce mahrum edememe zaruriyetine boyun eğmenin de zaruriyetini yaşamam vede taşıtın en yakışıklısının da mümkünatınca hemen ilk durakta taşıttan inip göz seyrinden beni mahrum etme gerçeklikleri..düğmeye uzanamıyorum keşke dedektif gedçıtçıtçetene de misali kollarım uzasa da kimseden yardım dilenmeden kendi düğmeme kendim bassabilsem diye boşboş düşünürken düğmeye basar mısınız kibarlığını da o kıroya yapmak zorunda kalıverirdim çoğu zaman..
ve kapı açılıp indiğimde oh bee! dedirten istanbulumun karbon karışık az da olsa oksijenli havasını ciğerlerime kavuşturduğum da bir yolculuktan sonra alınan bir nefesin bile herşeye değer olduğunu anlamakta herşeye değerdi,denen felsefesini yapabilmek bile herşeye değerdi derken bu cümleyi daha uzatmaya ve bitirmemeye bile değerdi..istanbulda taşıttan inebilmekte bir şükür sebebimizdi..bekleyenlere vardığımızda varılan yerde sarılan kucaklara büyük bir günde saklanmış değeri yeniden algılayabilmekti bu kelimesel süzgeçlerimden arta kalan..kısaca şu uzun yazı ile ilgisi az şu cümleyle bitiriyim bu yazı yolculuğumu...kısa yollar almakta bazen uzun yollar almaktır..
yazar; eve varan saadE.T. 13 EYLÜL 2007
[msn spaceler yazılarımı harcamasın diye uzun ve eski yazılar bile bu toplama kampına bi müddet aktarılmaya başlanmıştır.]
10 Kasım 2010 Çarşamba
16 Eylül 2010 Perşembe
sinirli lam-elif-ba
eski bi lamba var gazlı,ama şimdi gazlayan yok onu hayatında,sönük kimseye ışık vermeden büyüklerin diyarında yani yadigarlar köşesinde bir nargile yudumlayıp iki öksürür gibi yaşlılıktan oturuyor orda..
birde bu çaydanlık takımı,antika işte..90lı milletin vitrin takıntılarında yerini mutlaka almıştır hacdan gelme benzer versiyonları..kömürle kaynayarak semaverde çay yapmak iyi olabilirdi ketıl denen varlık bize ketılıp katılmasaydı..ağır,zamandan çalar gibi suyu yavaşça kaynatır mikropları daha çok öldürürdük..türk aklı hatırayı işlevsel kılsa idi o tahtından onu indirirdik...mantıken bakır çok ısınmaz mı? süs mü bu yoksa sadece.süs köpekleri kadar uyuz o zaman.bi boka yaramaz güzeller gibi..hatıra ama hiç bakmadım bu zamana kadar yüzüne.evde inşaat var.atılacaklar atıldı bu yine sıyırdı..yerindende oynamadı kurulduğu yerde devam ediyor bana bakmaya ..benim içimi gördüğüm zamanla kararan bakırınla..belki sihirlidir bu lamba yada bu çaydanlık hiç tozunu almadım bugünde bunları keşvedeyim bakalım,ne çıkacak içinizden.
Alaaddin'in sihirli lambasından..Alaaddin mi beklendi..Alaaddin sahi şimdi nerede umarım iyi yerlerdedir..çünkü dedemdi o ..uçan bi halıya değilde eller üzerinde yeşil örtüsüyle uçan tabutla menziline vardı..ona hiç hatıra yazısı yazılmadı..sıkı rakı içerdi rahmetli..heh şimdi bi türk dizisi olur bu diyalog.saçmaca bi övgü ile rahmetlinin ardından bağdaştırır özenilmiyecek özelliklerini..ama öyle sıkı denizciden sıkı rakıcı olması şart gibi…sonrası mı Alaaddin ömrü boyunca evinde felç gibi..yiyemedi bi daha gönlünce tuzlu şeyleri…zeytinleri kaçırırdı gözle kaş arasında..hee zeytin gözlüler arasında zeytin kaçırmak daha mı marifetti..bazen yakalanmadı ama bana hep yakalandı..görmedim gibisinden davrandım küçük torun ses etmedi gördüklerine ama şimdi suçlu muyum…benim bile o tatlı koca çocuğa felçinden sonra bile içki isteyen azmine mi yoksa dirayetsizliğine mi acımak..işte o halde fıçı fıçı içkisini sunasım gelirdi..iyi bi insandı ve iyi bi dede idi iyi bi babaydı iyi bi kocaydı sırf iyi diye yırtmıştır belki dediğim,sadece kendine zararlı insandı..içsin nolur şimdi şarap nehirlerinden…yatsın nolur zeytin dallarına boylu boyunca ilelebet..bu dileklerle mi?
Bir ovaladım lambayı (acılarımın ilk sancılarını henüz orda başlamadan tutmak için..)
İki ovaladım lambayı (bir şey dileyebilmek için,vakit olsun düşünmek için isteksiz şu kıza..)
Üç ovaladım lambayı…(gözümü açtığımda yeni bişey istemedim.eskiler yanı başıma gelsin diye,eskileri istedim diye,eskilerde yaşandı bitti zaten diye hiçbişey gerçekleşmedi yeniden)
Yani olay yine bizim hafızaya mı kaldı..
Tut elimi dedecik..ağır adamlarınla bir ayağını sürterek yürüyorsun,ayağında mesin var.geç kaldın namazlara ama felçlerden sonra o halinle abdest aldın ya.olur bence olur..dur üzerine bir ayakkabı geçirelim..şapkan var kep şeklinde Rafet el roman gibi senle bağdaşan.onu giy üşüme..gel çıkalım altunizade de gezelim..bak bahçemiz yine kocaman koşsam kaybolacağım bi labirent,ortancalar rengarenk.onlarda dolanan arılardan tırsıp kaçıyorum..site sakinleri seni görüyor.el sallıyorlar hadi onlarla konuş sen,ben tebeşir buldum.seksek çizerim,kendi başıma oynarım köşede,gözünün önünde.. abimler az ileride basketbol sahasında..canım yanlarına gitmek istemiyor pek kız yok bu civarda..ama duruyorum arkama bakıyorum balkondan annemde bakıyor…bide sana bakıyorum..annanem sana sesleniyor..köşedeki bakkaldan ekmek alacakmışız.ardıma bakıyorum evet hepiniz tıpkı o gün ki kadar arkamdasınız.rızıklar ortada kalmış.ve ulaşılmayanlar,isteksizlikler ait olmamalar onlar hala uzaklar..ben oyunlarımla kendi başımayım…ne çizersem onu oynarım.tembeşirimi kendi kendime bitiremiyorum.çember çizsem yamuluyor,dünya çizsem dönmüyor.adımı yazsam okunmuyor.üstlerini çizdim sinirle bende..attım tebeşiri üstünde zıpladım,hayal edilen bişey çizmedim bi daha..
O günlere dönsek yok yalancı olamam ..capitole alışverişe koşardık şimdi oralarda olsak evde annanemin diyetli tuzsuz yemeklerini o yaşta yemezdim fast foodçulara koşardım.sonuna kadar şu an sadıkhanede olması dilenen romantik anılarımda bile realist dünyamın zamansız konuşmasına sıçayım.yine yanınızda olurdum demek isterdim..şimdi altunizade de o sitede iş binaları var bizim huzur yerine ama meraklarımı hatırlatıyor yinede gelip geçerken..dayımın odasında kilitli yazı masasının çekmecesi..hep çok gizemli,minik canavar yiğenler tarafından kurcalanmak istenen..ve sürgülü kapaklarla gizlenmiş oturma koltukları,kapaklarını açtığında hep gazete çıkardı..latif dayımın kalemliğindeki tüm kalemlerin mürekkebinin daimen bitmiş olma nedeniyiz eskilerde..dedem iyi bulmaca çözerdi..çok zeki idi..arsa kazanmıştın bulmacadan hatırlıyor musun,antalyada ama biz tembeldik ya servet peşinde koşmadık kazanılan zaman gibi kaybettik kazandığımız şeyi.işte sen gibi çözemezdim bilmeceleri bulmacaları calalı culalı amburleylimleri ama senin doldurduğun gazete bulmacalarının ünlülerini tanınmaz bıyıklarla bezerdim yinede bilecek miydin?sol üstteki ünlüden bozmayı…resim kabiliyetimi bi kerede o ünlüyü bilme diye çabalayan uyuz çocukluğumun uyuz gayretlerinde geliştirmişim.mutfağa geçtim..çok küçük bi yer annem var annanem var patates kızartıyorsunuz,fırında tavuk ama nefes alamıyorum çünkü mutfakçığa ben bile sığamıyorum kapıdan.buz dolabının sesi ve kibritle yakılmaya çalışılan aygaz marka eski fırınlar belki davul tipli bile olanları.bir aspretör sadece camda dönüyor,fırıldak gibi kırmızı rüzgar gülü gibi…biri sesleniyor camdan cama..komşuymuş..burada herkesin her şeyden haberi varmış bize selam ediyormuş geldik diye doğrusu..banyo ve tuvalette zaman geçirmemişim galiba altıma mı ediyordum o zamanlar ki hatırlamıyorum oraları..ama sizi sevdiğiniz yerde yaad ettim işte bu defa..bu lamba bu çaydanlık sizden hediye değil ama size götürdü beni..o günlerime.şimdi içine 3 kulhüvallah attım 1 elham.. demlenmeye bıraktım beklide ruhunuza ulaştırır içersiniz bi yerlerden.şunların sihri değilde insan ruhu denen en büyük sihir,en büyük gizem sizi yeniden istetir ve her halukarda var edebilir yanı başımda..dilekler karşılıklı ulaşır en iyisi ile.çok dilersiniz ya yaşlılar berhudar olduk,ya su gibi aziz olduk mu ?.
Torun tombalak bi Elifiniz toprağa dönmüş elinizi öpüyor...
1 Ağustos 2010 Pazar
klav-ye daha doymazsan beni yeah!
herşeyde anlıyorumda bir seni sende anlamıyorum ya
bir bilgisayarın tuşlarında anladım dünde seni
control c ile kopyaladık durduk hafızamızı hep yapıştırdık geçmişi yeni temiz sayfalarımıza
delete'le sildik geçmişimizi
kimi zaman caps lockumuz açık kaldı, biz büyüdük.
kimi zaman caps lock kapalıydı birilerinin yada birbirimizin gözünde sürekli küçüldük.
bi kaç yön var gidilecek yaşamımızda ya sağdır ya sol.biliyorsun işte burada hep zıt yönlere basmıştık.
yada yukarı çıkarsın yahut bir iniş yaşarsın
okları takip ederken dikkat edeceksin
nereye varmak istediğine göre önce karar biçeceksin.
ben hepsine birden bastım bi gün merak ettim neresidir olacağım yer diye
4 yöne bassamda yine ileri yönünde gidiyordu yaşam hızla zaman gibi akıyordu adeta.
space ile koca boşluklar yaratırsın dünyamıza
uzay gibi adından ötürü boş evrenler
bu defa parmak ucumda değilde ayağımın altında hissedilir kadar hissedilmez bişeydir o boşluk.
parantez tuşlarını sevmiyorum içiçe olmayı sevmediğim gibi kimseyle.
ve noktalar güzeldir ünlemdeki dikkat diyeni hariçse tabi
print screense son yüz ifadeni hafızama aldı şimdi ise silemiyor herşey errorlarda takılı kaldı..
yazan mı? hayatının inT.ELL işlemcisi..
18 Temmuz 2010 Pazar
konuşan çerçevelerimde konuşan çerÇEVRE(M)dekiler
bazen ben kendimi hatalı hissederken resmine baktığımda sinirli olurdun
gülerken ki resminde bile asılırdı dudağından görünen küçük dilinin suratı bile,suçlusun sen derdin
bazen ben kadar ağlardın sanki o kahkaha atarken ki resimden bile ki
üzülürdüm gülerkenki gizemli hüznüne seni teselli edesim gelirdi
bazen küsmüş gibi kalakalırdın saatlerce değişmeyen bir ifade ile
küstün mü derdim niye böylesin değiş derdim,
ben seni değişirken görmek isterdim
daha çok odaklanmaya çalışırdım o yüzden resmine
şaşı baksam resmine şaşır mıydım,bi gün konuşur muydun ya
yok olmadı değişmedin aslında sen resminde bile değişmedin.
resminde değişmen mi özünde değişmen mi zordu daha fazla ölçmedim ikisinin imkansızlık eşitliğini
gülüyordun bana kahkahanda alay ediyordun aslında en baştaki gibi en sondaki gibi çok çirkin gülüyordun artık ve hep ama.
o inci dişlerin sarıymış meğer.ağzın salyalar akıtıyormuş,kaşların birleşik miymiş
gözlerin çapaklı,saçların kırık,alnın çok çizgili,burnun temiz değil,sakalların batıcı,gözlerinde fer yok,dudakların beyaz.
demir eksikliğin mi varmış.bacakların çok uzunmuş,gövdense kısaymış..terliymişsin bile.bir kötü koku bile geliyor burnuma bakınca.
kulaklarımı tıkıyasım geliyordu dayanılmayacak sessizlikte kötü yankılanan cızırtılı kahkahalı görüntülerine.
çirkinleştin sen.
ve ben senin resmine döktüğüm göz yaşlarıyla resmini eskitiyordum ya hani kendi gençliğimle beraber
aşınıp resimden kaybolacak yüzünün gününü bekliyordum.
yüzsüz olduğun için asıl fotoğrafına bu raddeden sonra bir çerçeve bakmak istiyordum.
sende ağla benle diye gözlerinin altına iki göz yaşımı akıtıyordum da konduruyordum duyarlı halini çiziyordum ya
bir gazetedeki bulmaca köşesindeki bayan ünlüye bıyık çizmek gibi yakışmayacak kişiye bir hal yakıştırma eylemlerimiymiş bu.
inandırmak için kendimi birşeylere tüm bunları yapıyordum işte
ve uyandırmak için kendimi tüm bunları kendi kendime yaptığımı yazıyordum işte
bazen bir süre sora bakmakta acı gelmiyormuş cismine
bazen bakmakta tatlı gelmediği gibi,tatsızsın artık..
yada manalı bakmıyormuşsun aslında belki körmüşsün bile bakmıyormuşsun zaten gözlerin yokmuş onu gördüm.
zaman manaları öldüren en büyük tek manalı ebedi şeymiş, bir tek bu konuda konuşuyormuşsun aslında
bir tek edebiyat tüccarı olmamı sağlıyormuş resmin
bazen ilham veriyormuşsun bazende tümden ilhamımı alıp satıyormuşsun..
her seferinde aynı şeyi söylüyormuşsun
kocaman hiçliğini anlatıyormuşsun yokluğunu sadece resimdeki varlığınla kanıtlıyormuşsun
sadece bir resimim diyormuşsun.varım diye bağıracak bir ses desibelin bile yokmuş.neden öyle duyuyordum bunca zaman peki?
-yokum diyormuşsunn yokum bu o yüzden sana ancak resimden bakıyorum.
peki anladım seni resim ve cisim..anladım ama şimdi geç mi oldu saat?
-yok hala erkendir anlayamayışın ölmeden,belki yine çaban olacak anlayamamaktan anlamaya geçmek için bile daha çok erken çünkü yine anladım sanan sen resimdekinin cep saatini sormuşsun.
orda saat hep iki evet resimde yani,sorduğum sorunun cevabı tutsun diye aslında
bana saati söylüyorsun diye konuşuyorsun orda benle yine de diye hep ikide soruyorum sana saati.
ben delirdim mi sence..yok fotondan konuşsan delirirdim ama henüz hala delirtemedin beni.
en çirkin halinle bile bir gün beni fotoğrafından dahi olsa delirtmeni bekliyor olacağım.iyi geceler diyorsun şimdi sanki gözlerin süzülmüş resimde.beni artık dinleyemiyorsun.o halde tamam yine uyuma vaktimiz geldi.sanada iyi geceler boş çerçevemm.
yazan;ağır bi metanE.T.
6 Mayıs 2010 Perşembe
d.alış,k.alış,ç.alış,s.alış (bazı fiillerden sonra hep sonunda buna da alış diyorlar.)
önce alıştım varlığına
sonra alıştırdın yok olmuş var görünen haline
sonra tamamen yok oldunda öldüğüne alıştım
alışmalar arasında çalışmalarda iken ben,
şimdi geldin mi yine varlığıma alış diyeceksin sen..
ve bu döngü böyle sürecek..
Allahtan bu döngüye de alıştım ölürken ben
sen herhangi bişeyime alıştın mı ki hiç daha önce
şimdi öldüğümü yadırgamadan,zorlanmadan öldüğüme alışacaksın he?
sen şanslıymışsın..
4 Nisan 2010 Pazar
dedi-kodu dELYkondu..
dedi-kodu denen şey birinin içinden atmaya çalıştığı gocuuuman nükreal yüklü bir zararlı enerjidir evvela.amansız ve acımasız gerçekler barındırır ilk evresinde
sora başkalarından eklenen katma değer vergileri ile acımasızlığın katları konusunda çarpılmada hız kazanacaktır.muhtamelen birilerinin duyunca üzüleceği hissi veren bu gerçekler 'aman zımbatın kulağına gitmesin' mantığı ile gerçek üstü karika-türlü bir insana anlatılagelir.nitekim o vakitten sora bir anda kaçak bir dedikondu kısmının ilk katının inşaası tamamlanmıştır.
kelime başka bir kısımdan da hecelerini bölerse asıl manaya erişebilir.
kari-katür.(nitekim dedikoduyu sadece karı kısmının yaptığını öngeren kahvedeki çay içim insanının istisnasız tüm gününü siyaset belgesel kültürel ve sanat bale ve opera konularına ayırdığı aşikar olan öbür bir cins için)
haberi duyunca üzülecek kimsenin duymaması için gerçekten çok çaba harcanacakmış gibi bir çalışkanlık vardır görünürde ki gerçekten o kadar çalışırlar ki o hariç herkes o gerçeği duyabilir.
dedekondu masalları son evreye büyük ihtimalle birinin kırdığı pot sayesinde ulaşır.gerçeği duyan kimsenin böğrüne bir şey konar ama barbar konan birazda konduran olmak istemiyle bu evreden sonra dedikodunun kaynağını aramaktadır.foyasının meydane çıktığını anlayan dedikodu peşmergesi gerilla taktiklerini şimdi tiyatro ile sıvazlayacaktır..
-aşkonsun sömsöreyyaa ben sana kırıldım hakkımda şöle böle demişin..
-sana kkaşkolsun asıl benim ağzım var dilim yok ayol..görmüyon mu önümde asılı yazıyı dilsizdir yardım eyleyin..hem kimmiş o ortalığı karıştıran bakim kim söledi sana benim bişey söylediğimi derken dedikodu kimsesi de hıncını alacağı karikatürümtürümsürünsüyü aramaktadır.işte lafın böylelikle kimden çıkmış olduğu bu soru ile tespit edildi emin olun.
bu baştaki enerji böyle dağılır insanlığa ve rahatlanır herkesin birbirine girme evresinde ay ben onu demedim,ben şunu demedim sen ona bunu niye dedin niye yetiştirdin sen beni yanlış anladın sen beni bilirsin zaten ben öyle insan mıyım,hem ben niye diyim ki beni ne ilgilendirir ki,..senin iyiliğin için söylenmedi senin iyiliğin için gizlendi senin iyiliğin için söylendi dostunum diye ağzımdan çıkıverdi falandı filandı herkes yardım panayırına açtığı dedikodusu ile sevap hanelerine bir yanına bol sıfırlı hane atma peşinde sanırsam ki.bu dillerine kanat takmış meleklere çene bazında yetişemiyorum doğrusu
artık güvenilmez insanları anlamıştır enerji sahibesi fakat o enerjiyi içinde tutabilmeyi öğrenememiştir ilk duyduğu haberde yine birinin üzerine bişey kusacak aman bi daha birine bişey söylersem iki olsun zaten hep ben kötü oluyorum nedense diye de cevabı bilinen bir soru sorma garipliğindedir iki kişinin bildiği bir sır değil diyorlarsa iki kişinin bilipte bilmiyormuş gibi davrandığı şeye ne denir?denebilir..denir mi ki en iyisi bişey dememek..
yine sizin sayenizde bir delelekondu,bravo..