5 Ekim 2012 Cuma

KADIN EYLEMİ deyince nedense sadece güzel kadınlar çıkıyormuş google'da bile.



İnsan körse rahattır. Çünkü önündeki tehlikelere algısı kapalıdır.
Birkaç rahatsız çıkmazsa hayatımızda kurallar değişmez.
Rahatsızlardan rahatsız oldukça biz, kendimizi çok rahatız sanırız.
Ama hep aynı kurallarla yaşamaya alışırız ya , ondan yeni bi kural gelince hayatımıza ne memnuniyetsiziz, muhalefetizdir de aslında. Çünkü bizimde yeniye alışmamız gerekecektir. Alışmaksa zaman, süreç ve çaba gerektirir. Yani hiç yoktan yeni mecburi bir zorlanmada bulunmamız gerekir.
Hep aynı kurallarla yaşarsa da insanoğlu yanlış kuralı doğruyla değiştiremez. Haliyle de toplumlar uygarlaşıp gelişemez.

2 çocuk tipi vardır :
1.tip çocuk: Onunla oyun oynandığı zaman, o çocuk onun oyun olduğunu bile fark etmez. Sadece oyuna kapılır ve oynar.
2.tip çocuk: Oyunun en başından beri sadece bir oyunun içinde var olduğunun farkındadır.'Bu sadece senin bana oynattığın saçma bir oyun işte.' demek için oyunun ya da oynatanın gerçekçi bir açığını kollamaktadır.

Gerçeği bulmaya çalışanlar (ki ben öyleyim demiyorum öyle olsak keşke her alanda diyorum ), alt edilecek noktayı arayanlar, kazanılacak noktayı fark edenler, oyunu bitirmek isteyenler, yöntemleri değiştiren kimseler; topluma uymuş kişilerin aynı davranışlarından ötürü aykırı görülmemek için bazen törpülenirler bazen de asimile edilirler.
ve oyun bitirilemez.
Hepimiz meyvalaşırız. Belki sebzeleşiriz, hıyarlaşırız.
Belki yarında eşyalaşırız hatta bir gün artık mallaşırız bile.
Kimin malı olduk anlamayız.
Meyva lisanıyla konuşup, anlaşırız. Anlarsak birbirimizi.
Bir muzun diğer muzu, muz kabuğundan öte göremediği bir dünyada anlaşmak daha da imkansızlaşmaz mı ?
Meyvaca  konuşurken meyvanın yapılan zamlarını ise anlamayız.Çünkü artık önemsediğimiz şey; sadece bizimde herkes gibi bir meyva olmayı isteme halimizdir. Kaça ve kime satıldığımız ve tabi kaç kilo ettiğimiz önemli değildir.

meme kanserine karşı yapıldığı iddia edilen bu oyunun msjını gördüyseniz tam bir algoritma adımlarıyla programlama komutlarıyla sesleniyor bize;

evliysen ; muz
bekarsan; mavi kantoron
sevgili arıyorsan ; ... yaz vb.

Biz bilişimciler buna 'if' döngüsü deriz.'-Se ve -sa'lar, yani şartlar değişir. Ama bir gün vasfımız koyunlaşırsa mesela sıfatsız kalırsak ne yazmamız gerekir boşluğumuza? İşte o zaman yeni şartlarımızı ve komutlarımızı bekliycez başkalarından. Çünkü kendi yönümüz, adımımız ve hareketimizi saptamayı beceremeyecek kadar yeterince aptallaştırılmış olucaz.

Dünyanın kusursuz 'if' döngüsünde bizde döndürüldüğümüz yere kadar dönüyoruz , dönücez diye rahat ve teslimiyetçi olmak güzel. Kainat, evren ve kader programını yazan kusursuz diye rahat olmalıyız çünkü elbette.
Ama bunun içinde başkalarının (ki hatalı bir insanın) hatalı fikirsel programlarında sürüklenip çalıştırılmak yerine, o programın hatasını bulmaya çalışmaya ve 'programı kapat' ve 'oyundan çık' , 'yeni bir yöntem başlat!' komutlarını yazmayı seçmeyelim mi? Hatalılar, hatalılara neden güvenip teslim olmalı ?
Tamam çok gaza gelmiyim, ne de olsa hala çok tembeliz, yine tembel de olacağız, üretemeyiz hemen birşeyler ya da zaman alır belki ama fikirsel olarak itirazı en azından başlatmak kolay değil mi bazen ? Beyinde birşeyi amaç edinmek kaç saniye sürer? Zor mu? Çok mu ? Yoksa o itirazımızın sonrasında faaliyete de geçmemiz gerektiğini söyleyen o tembelliği yenemeyeceğini düşündüğümüz iç sesimizden de mi korkuyoruz?

Önemsiz görünen birşey 5 kişiden en az 2 kişinin sayfasına sıçramışsa büyük bir kitle oluşturulmuştur. Fikir faaliyete geçirilip hayatlara adapte edilmiştir.
Bu tür yöntemler önce her zaman eğlencedir, bilinçsizcedir önce hep öylesinedir.
Keyif veren sigara gibi önce deneyimseldir.
Nasıl bir alkış alacağını ölçücüdür, egosaldır.
Bazen sadece taklittir. İşte o taklit başladıysa sürüye kapılmışız demektir.
Ama tepki çekmek istemeyicidir. Çünkü tepki geleceğini bile saptayamayıcı bırakmıştır. Çünkü kendisi tepki vermiyordur, vermemiştir. Zaten tepki vermeyi akıla getiremeyeceğin kadar sevimli detaylar, objeler seçilip kullanılmıştır önünde. Ama uygulamasını da mımızlanmadan, sızlanmadan faaliyete geçirecek kadar çok kolay seçmelidir ki herkes yapmaya üşenmesindir. Kolayca kısa sürede yol almış olsundur. Sonra bağışıklık kazandırılmış farkındalıksız istemcikler oluverme aşamasına geçiştir.
Bugün meyvasına 'muz' yazdıysa yarın 'mavi kantoron'u da belirtmek isteyecektir ilişkisi bitince illaki. Ve artık bi parçamız oldurulan sıradanlıklara dönüşür herşey. Olmazsa olmazlar, olmuşlarımız ve hep olacaklarımız olur.

Bu benim pek paranoyaksal bir düşüncem değildir.
Bugün meyvalar yazılır yarın meyvalar unutulur. Önemli olan değişen meyva adı değil sistemin nasıl bir alıştırma yolunda gittiğidir. Ya da bir sistemde nasıl götürüldüğümüz. Sistem şekili unutulmaz , oynanan oyuncular unutulur.

Sistem nasıl yürütülüyor ?

Geçen sene bu eylem renk isimleri ile yapılmış.
(Evet bunu haberlerde yankı bile bulduğu için yeniden açıklamakta beis görmüyorum.)
Bayanlar geçen sene duvarlarına sütyen renklerini yazmışlar. Erkeklerde bayanlar neden duvarlarına renk yazıp duruyorlar diye meraklanıp durmuşlar. Ve neticede bu bir eylem şekli olmuş. Habere çıkan her eylemi başarılı sandığımız için başarılı ve çok dahice kabul etmişiz bu eylemimizi, fikrimizi, katkımızı ki bugün 2.si tekrar ediliyor.

Doğru eylem yöntemleri nedir ?

Herkes hatırlar;
'Bir yardım söz konusu ise depremzedeler için bizde şarkı söyler eğlendiririz, yeter ki para toplayalım.' diyen şarkıcılar vardı. Bunlara katılıyorum iyi niyetle şarkı söylenebilir. Alın teri dökülüp kazanılıp aktarılabilir (tabi şarkıcının yardımı açısından.)
Ama dinleyici isen, sizinde bu konsere gerçekten eğlenmek amaçlı değil yardım amaçlı gitme amacınızla yardımınız yardım olur. İlk amaç; eğlenmek, yardımınsa orada rastgele piyangodan çıkmış bir 2.durum olmuş olması ise yardım amacını zihininde de 2.plana atmış olur. Ancak konser sonu eğlenmemiz bittiğinde yardım etmiş olmamızın asıl amacımız olduğunun idrakına bizi iten yalan psikolojimiz ve kolay yoldan iyi bir insan olduğumuza tatmin olmamız durumu ;  nasıl yardım yapılır bilincini kaybetmemize, hakikatte yardım edip etmemiş olup olmadığımızı bile şahsen bizim bile anlayamamıza yol açar. Ama ' ben yardım konserine gittim, yardımımı yaptım.' demeye çekinmeden yüzsüzlükle başlarsın. Bundan sonra sadece eğlendiğin koşullarda yardım yöntemleri ararsın. Zor durumda ve zor koşullarda nasıl koşulur yardıma aslında anlamazsın, duymazsın, görmezsin, bilemezsin, katlanamazsın kısaca oradan kaçarsın.

Eğer önemli olan sadece yöntem değil sonuçlarsa;

O zaman bi yandan uyuşturucu satışından kazandığımız parayla (oynadığımız sağlıklar diğer bir yana) yardım dernekleri mi kurmalıyız ? Yardım da kazanç biçimi önemlidir. Yöntemlerin doğru ve eğri görünen yolu her zaman tartışılmaya,itirazlara açık olmalıdır. Çünkü insanı insan yapan yegane duygular; merhamet, his ve duyarlılık. Bu üçünü yok ettiğinizde 'alın, bugünde bunu kopyalayın,yapıştırın. Bakın neler olacak' zihniyetini sorgulamadan uygulayan ve sonunda 'neler olmadığını görmeyen ve neden olamadığını göremeyen' robot arkadaşlarım oluşur. Her gün postama bu tür şeyler illaki geliyor. Bir duruma önemsiz demek bizim algımızdadır. Fırtına çatımızı düşürmedikçe bizim için uzaktaki önemsiz bir fırtınadır. Yaygınlaşan şeyler, durumların önemsiz olmadığını basbas bağırarak yaklaşır. Fırtınanın gelen tehlikeyi haber verdiği gibi. İstersen sen çamaşırlarını toplamazsın balkondan , sese itibar etmezsin. İstersen önce davranır birşeyler kurtarırsın.
Artık aynı özelliği gösterenlerin durumları bi deney labratuarı oluşturmayı bile geçmiştir, çöpteki şırınga yığınları olmuştur. Her gün bi doz bi doz dozlara alışmışızdır.

Ve eylemde doğru bir yankı ve eylem yöntemi meselesine gelince;

Birşeyin ses getirmesini istiyorsak Ajdar gibi şarkılar yazabiliriz. Üstelik pekte kalıcı olabildi. Gelir geçer değil hafızalarımızda. Ya da FEMEN grubu gibi soyunarak kadın haklarını savunabiliriz. Yankı buldu. Ama noldu ? kadın haklarını edindik mi , ciddi ciddi Ajdar albümleri alıp dinliyor muyuz, konserlerini kollayan çikita muzcular var mı aramızda ?

Biz sütyen renginin gizemiyle, çıplaklık eylemleri ile kadının zekasını ispat yöntemine gidemedik.Biz renklerden renk bulamadık, sunamadık..Biz meyvalardan vitamin alamadık. Biraz maymun edildik; menüsüne bugün muz çıkan , ertesi gün ayı olduk; kış uykusuna yatmış, armutunu bile seçemeyen.
Biz bu kadarız dedik biz vücutuz. Biz böyle görülüyoruz diye mi bu yöntemlerleyiz yoksa biz de kendimizi sadece böyle gördüğümüz için mi bizi böyle görmüş oluyorlar eylem yöntemlerimizde (bizim sayemizde.)

sözün özeti:

Kan kırmızı yapılmak istenen bir dünya var
Benimse gözlerimde örtülü siyahlar
Hakikatse yeşillerini kaybetmiş,
kahverengiymiş,griymiş
mavileri de azaltılmış bir dünya.
Peki bizim hakikatimiz ne renk, biz ne renk göreceğiz bu dünyayı?
Bana mor gibi geldi
Pembeleri ise sandığımızdan daha çok bozdurulmuş.
Ve bence de kalan beyazlarımıza biz çok farklı renklerde yeniden bir dünya çizdirmeliyiz.
.





1 yorum:

YAŞAMSAL GANİMETLER dedi ki...

Yine beyin egzersizi yaptım yüreğine sağlık=))

Yorum Gönder

Blog List

Denemelere kısa yol

Foto imzalarım

kontrol amiri

tura

logos